bevr

Salı, Ocak 09, 2007

Artık Daha Pozitif Olacağım

İşe başladığımdan beri geceleri yatağımın içinde yanımda küçük fener ve kulağımda kulaklıkla yazı yazmıyordum. (Bunun nedenleri var tabi: Ertesi gün iş olmasının stresi, kafamı boşaltamayıp sıkılmalarımdan dolayı yatağın içine girince hiçbir şeyin uykumu kaçırmasına izin vermeden -yoksa sabaha kadar zaman zor geçiyor- uyuma çabalarım vs.)

Bugün Serkan'la yaptığımız sohbetten etkilenerek gene bir şeyler karaladım. Bütün gün Serkan'laydık; Etiler, Rumelihisarüstü, Cihangir, Taksim derken son durağımız Dolmabahçe oldu. Arabada gece sahlepimizi içerken felsefik konulara girdik.

Serkan normalde de felsefe konuşmayı seven bir çocuk olmasına rağmen ben sanki soğuk füzyonu bulmak gibi önemli bir işim var ve geç kalmışım gibi bunları konuşmaya vakit ayırmıyordum. Bugün iyi ki konuşmaya başlamışız, Serkan'ın anlattığı bir şey iyice negatif olmaya başladığım son günlerde pozitif yaklaşmam için motive etti beni.

"What The Bleep Do We Know?" isimli bir DVD'den bahsetti. (Bunu duymuştum ama izlememiştim, sanırım kısa zamanda izleyeceğim.) Beni en çok etkileyen kısım hergün güzel yaklaşılan bir bardak su ile kötü konuşulan 1 bardak suyun moleküllerindeki fark oldu. (Soldaki "love and gratitude" ile şekillenen molekül.)Anlatılanlar doğru mudur, yanlış mıdır bilmiyorum, belki de hepsi ilgi çekmek içindir; ama kesinlikle inanmak istedim ikisinin molekülleri arasındaki farka. Vücudumuzun yaklaşık 60%'ının su olduğunu düşünürsek aynada kendimize yaklaşımımızın bizi direkt etkilediğine inanmak istedim, daha pozitif bir insan olmak için. Eğer pozitif düşünüp herkese ve kendime de öyle yaklaşabilirsem bazı şeyleri güzelleştirebilirim belki. En azından öyle umuyorum...

"Imagine what our thoughts can do to us"

Denemeye değer, konuştuğumuzdan beri daha mutlu hissediyorum.

3 Yorum :

Çar Oca 10, 12:31:00 PM

bilim dünyasından bir koca almayı düşünüyorsan böyle şeyleri kafandan silmen gerek hayatım.

diyor Blogger divadeiwob...  
Per Oca 11, 10:09:00 PM

Bilim dünyasından seni alacaksam zaten gerek yok böyle şeylere, ben seni gördükçe pozitif oluyorum!

diyor Blogger Ozge...  
Per Oca 18, 04:11:00 PM

Sevgili Ozge,

Sana U2'dan "Sometimes you can't make it on your own" isimli parçayı hediye etmek istedim bilgisayar başında geçen aylak bir askerlik günümde. ;)

diyor Anonymous O Şimdi Asker...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Angels

I sit and wait
Does an angel contemplate my fate
And do they know
The places where we go
When we're grey and old
'cos i've been told
That salvation lets their wings unfold
So when i'm lying in my bed
Thoughts running through my head
And i feel that love is dead
I'm loving angels instead

And through it all she offers me protection
A lot of love and affection
Whether i'm right or wrong
And down the waterfall
Wherever it may take me
I know that life won't break me
When i come to call she won't forsake me
I'm loving angels instead

When i'm feeling weak
And my pain walks down a one way street
I look above
And i know i'll always be blessed with love
And as the feeling grows
She breathes flesh to my bones
And when love is dead
I'm loving angels instead


18.12.2006
Bir sene daha geçti...

1 Yorum :

Sal Oca 23, 09:05:00 PM

Koruyucu meleklerin gorunmez elleri de var

diyor Anonymous Mehtap...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Ocak 03, 2007

Tikican

Başım boş kalınca olacağı buydu... Zamanında rock konserlerine giderdim, farklı tarzlardaki mekanlara takılırdım.
İşe başlayıp parayı bulunca ise yılbaşı-bayram tatilinde yaptıklarım bile değişti. Bu bayramda 4 günlüğüne Antalya'ya, Demet Akalın ve Petek Dinçöz'le eller havaya yapmaya gittim. Çoğunluk onu istiyor ben de uyum sağlıyorum ne yapayım?!...
(Tamam o kadar dramatikleştirmeyeyim, ben de eğlendim!)

3 Yorum :

Paz Oca 07, 06:26:00 PM

yazık sana :)

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Pzt Oca 08, 07:58:00 PM

sen saç paraları ortalığa biriktirme. kalasın evinde, üstelik beş parasız. ben görürüm o zaman seni. atıcam erol taş kahkahalarımı.

diyor Blogger divadeiwob...  
Pzt Oca 08, 10:15:00 PM

@divadeiwob: evrencim sen merak etme, seninle evlenmek için para biriktiriyorum, çeyiz falan düzüyorum.

@murat: walla beni yanlıs tanımanı istemem de bu yazı hoş olmadı sanki : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Aralık 18, 2006

Bir Pazartesi Daha Rejime Başladım...

Bu sefer ise daha kararlıyım çünkü bir farklılık var: Diyetisyen desteği!
Bu denememde para vereceğim için hafiflemem daha muhtemel görünüyor!

Ha bu arada süper bir abim olduğunu hep söylerim, bir kez daha söylüyorum: Süper bir abim var!
Abim dün sabah çok dalga geçti, motivasyonumu kırabilecek şeyler söyledi, sonunda bir güzel tartıştık, moralim bozuldu.
Ama akşam gelirken aldığı hediye sonucunda ise öyle bir gönlümü aldı ki hemen yelkenlerim suya indi. Elektronik hassas tartı almış bana, bir de kendisi de rejime girerek olaya destek olacakmış.

İlk gün anlamadan geçti. Bakalım aylar nasıl geçecek.

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Keşke Yapmasaydı...

Aslında işten çıkıp eve gelirken keyifli keyifli Hollanda maceralarını yazma planım vardı, ama yolda gördüğüm bir şeyden çok etkilendim, tamamen keyfim kaçtı ve bunu yazmak istedim.

Yaklaşık 1 saat önce Boğaziçi Köprüsü'nü geçmekteyken sağ tarafımdaki demirlerin önünde bir adam gördüm. Trafik gayet rahattı, ben de sallana sallana gitmekteydim. Tam yavaşlamış adama bakıyordum "Bu adam napıyor burda?" diye düşünerek. Yanından geçerken daha dikkatli bakmaya başlıyordum ki bir anda adam ellerini bırakıp aşağıya atladı!
Resmen kitlendim! Etrafta "N'olur atlama" diyen kimse, veya herhangi bir insan topluluğu yoktu; adam tek başınaydı, o yüzden acaba yanlış mı gördüm diye düşünüp ilerliyordum ki önümdeki taksici kenara çekip durdu (muhtemelen adam bu taksiden inmişti) ve inip koşmaya başladı, sonra arkamdaki jipteki adam ve kadın da durup indi ve demirlere koşmaya, bağırmaya başladılar. O zaman doğru gördüğümü anladım: 2 metre önümde biri intihar etti!

Kenara çekip 5 dakika boyunca insem mi inmesem mi diye düşündüm. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu ve yolu tıkamamaya karar verdim. Köprüyü geçtikten sonra müsait bir yerde tekrar durup 15 dakika nefes aldım ve birkaç arkadaşımı aradım.

Birkaç saniye erken ya da geç geçsem o sahneyi görmeyecektim. Öyle bir zamanlamaydı ki tam adama bakıp ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

Yazık oldu.
Kimbilir ne derdi vardı ki şov yapmadan, hiç beklemeden bırakıverdi kendini onlarca metreden denize. Belli olmaz ama kurtulabileceğini sanmıyorum. Keşke yapmasaydı...
Allah kimsenin başına böyle bir ümitsizlik vermesin...

5 Yorum :

Çar Kas 22, 08:33:00 AM

bir kiz da beylerbeyi sarayindaki agaclarin dallarina takilmis, sanirim senin gordugun o degildi

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Çar Kas 22, 10:28:00 PM

Ta kendisi : (

Ben akşam karanlığıyla adam sanmışım. Saatler birbirine tutuyor, gördüğüm o kız olsa gerek.

diyor Blogger Ozge...  
Çar Kas 22, 11:27:00 PM

özgem yaa... çok üzüldüm. yani o kıza da üzüldüm, denk gelmene de üzüldüm, kimsenin olmayışına da.

sarıldım sımsıkı buralardan, haberin olsun.

diyor Blogger deryik...  
Per Ara 14, 11:59:00 PM

Allah rahmet eylesin

diyor Blogger aqua...  
Per Ara 14, 11:59:00 PM

korkunç

diyor Blogger aqua...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Kasım 16, 2006

Dikkat Türk Çıkabilir!

Bugün itibariyle Den Haag belediye başkanlığına adaylığımı koyabilecek kadar şehre hakim oldum! (Bir gün yeterliymiş bunun için. Aynı sokaklardan 8. geçişimden sonra "Gözünü sevdiğimin İstanbul'u be!" diyerek memleketimizin ne kadar güzel olduğunu, ne kadar çeşit alternatifimizin olduğunu fark ettim. Geçecek pek bir yer olmadığı için Mauritskade, Noordeinde ve Kortenaerkade yollarından 15 kez geçmişimdir.)

Derya dersteyken elimde haritayla dolanıp bilimum insanla muhabbet ettikten sonra buranın yerlisi gibi olmama Derya bile şaşırdı (zira kendisine yol tarif etmeye başladım.) Bunda kesinlikle yaptığım işin etkisi büyük. Aylardır yer-yön duygumla yalnız başıma elimde haritayla İstanbul'un hiç gitmediğim yerlerini dolaşmaktan bir alışkanlık oldu keşfetme süreci.

Derya'nın gelmesiyle beraber başarısız bir 2'li bisiklet denememiz oldu ve daha sonra sanki memleketten çok ayrı kalmışım da özlemişim gibi Türk restoranına (adı da Lokanta) yemeğe gidip Mustafa Sandal dinleyerek yemeğimizi yedik. Bütün yemek boyunca Derya'yla insanların hayattan keyif almayı bilmediklerine dair konuşmalar yapıp yan masalardaki zevksizlere bakıp sinir olduk. (Öyle uyuz yiyorlar ki "Bırak bırak! Sen ne anlarsın bundan" diyerek tabağı önlerinden alasımız geldi. Bizim dışımızda yediği yemeği yemek zorunda olduğu için değil de keyif almak için yiyen bir kişi vardı, o da Hollandalı değildi zaten.)

Geceye doğru anlamsız bir şekilde bomboş olan yollarda "Ada Sahilleri"ni söyleyerek barlarına akmaya başladık. Prince Bar, O Casey's, Havana, De Patter, Fiddler, Murphy's vs. derken kendi adıma denenmedik bira çeşidi kalmaması yönünde önemli girişimlerde bulundum.
Girmeye tırstığımız La Luna ve şirket partisi olduğu için giremediğimiz Richard abinin yeri de giremeyip içimizde kalan yerler olarak listede yerlerini aldı. (Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi Derya yazar diye ona bırakıyorum.)

Günün kapağı:

Her yerden Türk çıkabilir düşüncesiyle etrafı iyice süzüp ondan sonra Derya'yla kendi aramızda "Sence bu nereli?" tahmin çalışmalarının ardından rahatça Türkçe konuşup mekandaki tiplerin analizini yapmaktaydık.
Havana'nın barmeni bonus saçlar ve melezimsi teniyle Türklere hiç benzemediği için gayet rahattık. (Hatta ben nedense Kamerun'lu olduğunu düşünmekteydim.) Kendisinden çakmak istedik, verdi, kullanıp masaya koyduk. Zaten bütün gün Hollanda'daki hizmet kalitesinin ne kadar düşük olduğunu konuştuktan sonra adamın çakmağı gıcık bir şekilde önümüzden alması bize battı ve "Ne diye hemen aldı ki önümüzden, ne uyuzlar, kullanıyorduk ne güzel cık cık cık" dedim, Derya da destek vererek konuşmayı sürdürdü. İşte tam o esnada barmen nereli olduğumuzu sordu ve Türkiye diyince Türkçe konuşmaya başlayıp adı olan Sertaç dövmesini gösterdi!
O an Derya'yla dumur bir şekilde herifin bizi ne kadar zamandır dinlediğini ve çakmak şikayetimizin ardından bizi bozmak için ne kadar güzel bir zamanlamayla müdahale ettiğini düşünüp diğer mekanlarda Türkçe konuşurken bile dikkat kısık sesle konuşmaya başladık.


Yarın Scheveningen'de kahvaltı faslının ardından Rotterdam'a geçerek Den Haag'ı bitirmiş olacağım.
Şimdi yatmadan önce denemem gereken bazı şeyler daha var...

2 Yorum :

Cum Kas 17, 09:01:00 AM

iyi eglenceler darısı basımıza :)

diyor Blogger aqua...  
Çar Kas 22, 10:28:00 PM

amin : )))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Özge Hollanda'da

Uzun bir aradan sonra yıllık iznimde yeniden yazıyorum, ve bu sefer Hollanda'dayım
(Ayşegül serisi gibi oldu, Özge Hollanda'da...)

Derya an itibariyle derste, ben de onun odasında telefonumun şarjınının dolmasını beklerken bir şeyler karalamaya vakit buldum.
İşe girdiğimden beri ilk defa böyle durduğumu hissettim. "Zaman geçirmem gerek, oyalanayım. ayrıca yapacak birşey, kafamı meşgul edecek bir şey yok!"... Öğrencilikte böyleydim, özlemişim bu öğrenci hissiyatını...

Dün uçağı beklerken Selen diye bir kızla tanıştım. Yolculuğun öncesi ve sonrasıyla yaklaşık 6-7 saat muhabbet ettiğimizden dolayı iyi bir muhabbet insanı daha kazandım diyebilirim. (Bunda uçaktaki Heineken kardeşliğimizin de etkisi var tabii, yol daha uzun olsa artık içmekten nara atarak inebilirdik. Garibim gideceği yerden bihaberdi indiğinde, acaba otelini bulabildi mi?...)

Hulusi sağolsun beni havaalanında karşıladı, Selen'e de ne tarafa gitmesi gerektiğini söyledikten sonra Den Haag'a (yani Derya'ya) giden bir trene bindirmek üzere girişimde bulunurken aklını çeldim ve o da geldi Den Haag'a. Akşam üçümüz takıldık. Henüz pek göremedim ama akşam gördüğüm kadarıyla Den Haag Hollanda'nın buranın Ankara'sı. Her şey kraliçenin, prensin vs. Çok düzenli sokaklar boş. Neyse ki Derya birkaç güzel bar keşfetmiş de oralarda takılıp eğlenebiliyoruz. (Derya, bardaki Amerikalı çocuğun adı Kyle, unuttukça buraya bakabilirsin : ) )
İlerleyen zamanlarda birkaç resim koyarım...

Asıl bugünden itibaren görmeye başlayacağım, hatta artık çıkayım. Derya elime harita tutuşturup, görmeye değer yerleri işaretleyerek dersine gitti. O dersteyken güzel bir Den Haag turu yapacağım. Yarın Rotterdam'ı gezip Nergiz'i de kolundan tutup geleceğim. Hulusi de gelecek ve dördümüz İstanbul'daki alem gecelerinin bir benzerini yapacağız. Cuma ve Cumartesi de Hulusi ile Amsterdam'a akacağız. (Bu arada Türkiye'den bir arkadaşım burada olduğumu öğrenip "Ben de geleceğim" dedi, çılgın gelişmeler olabiliyor. Bakalım...)

Şimdilik durum bu. Artık gidip haritam ve fotoğraf makinamla turist moduna gireyim...

2 Yorum :

Çar Kas 15, 10:50:00 PM

şu anda amsterdam'da olmak vardı anasını satayım, rembrant'ta mısır atmak kuşlaraaaa...

diyor Blogger divadeiwob...  
Per Kas 16, 03:59:00 AM

Evren be yalan burası. Biz seninle Eminönü'nde atarız kuşlara mısır, sonra vapura binip martılara simit atarız, istersen ordan da petshopa gidip muhabbet kuşlarını besleriz...
Burası 1 hafta-10 günlük gezme yeri, kuşa yem vercen diye yaşanmaz.

PS:
Derya: Susun!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Ekim 05, 2006

Kuşum Öldü

Muhabbet kuşum öldü. :(
Daha 2 gün önce oynarken kameraya çekmiştim. Üşüyüp içime girmeye çalışıyordu. Meğer hastaymış.
İşin en kötü tarafı şu ki yeminin bittiğini görüp yem koydum, büyük bir iştahla yedi sonra. Ama belki tüm gün aç kaldığı için hastalanmış olabilir. Kısacası benim yüzümden ölmüş olabilir.
İşe girdiğimden beri evde hep yalnız kaldığı için bana küsüp depresyon yaptığı oluyordu ama bu sefer cidden hasta olduğu için köşede sessiz duruyormuş.
Dün gece ben yattıktan sonra babamlar görmüş öldüğünü. Sabah güneş doğduğu gibi ötmesin diye kafesinin üstünü örteriz yatarken. Sabah görüp moralim bozulmasın diye üstünü örtmüşler gene. İşten geldikten sonra kafesin olmadığını görünce öğrendim.
Ne sorumsuzluk yaptım ama ya...

4 Yorum :

Cum Eki 06, 06:23:00 PM

kuslar cabuk hasta olurlar benımde oldu üzülmeyeyım dıye almıyorum artık

diyor Blogger aqua...  
Cmt Eki 07, 03:24:00 PM

Evet doğru diyorsun, ölünce çok üzülüyor insan ama kapıya anahtarı soktuğum an geldiğime sevinip cikciklemeyen bir şeyin eksikliğini hissediyorum bu aralar. Belki bir kuş daha alabilirim...

diyor Blogger Ozge...  
Cmt Eki 07, 08:41:00 PM

özgecim yaa, çok üzüldüm :( ama kendini suçlama yani, o ne elmyra ataklarına dayanan bi kuştu. başka bi şi olmuştur, belki de yaştandır? üzülme arkadaşım, yeni bi kuş alırız sana, yine alışır hemencecik, kapılarda karşılar seni :)

diyor Blogger deryik...  
Pzt Eki 09, 02:04:00 AM

uzulme ozgecik, kusunun su anda bulutlarin ustunde altin cennet kapisinin ustune konup sarkilar soyledigini dusun :)

diyor Blogger Mert Ulas...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Eylül 11, 2006

Ehh

Uzun zaman oldu...

Ama ben bu yazmadığım süre içerisinde zamanla ilgili bir halt anlayamadım.
Çok çabuk geçiyor zaman.

İş-güç kısmı dışında zaman zaman saçma aksiyonlar yarattığım olsa da (başı boş bırakılmaya gelmiyorum, hemen bir şeylere sokuyorum kendimi) genel olarak aksiyonlar iş tarafındaydı.

Bu arada neler mi oldu?

- Stok analizi yapmak üzere bayiimin deposuna girdiğimde "Yanık kokusu geliyor" cümlesini bitiremeden alarmlar çalmaya başladı, "Yan tarafta mazot var, koşun dışarı" seslerinin ardından itfaiye sesleri duyuldu...

- Kısaca MKM denilen güzide mahalleye gittiğimde protesto eylemi nedeniyle 12-2 arası bayiilerin kapalı olduğunu gördüm. Altımdaki arabanın Amerikan firması arabası olduğu belli olduğu için protesto ettikleri şey nedeniyle vınlama ihtiyacı duyarak arazi oldum

- Yollarda bolca kayboldum. Bazen şansa kaybolduğum yerler de benim bölgem olduğu için rut planımı değiştirip aslında daha sonra gideceğim bayiileri erkene almış oldum

- Şirket pikniği düzenledik, piknik komitesindeki 5 kişiden biriydim. Piknik günü yağmur yağdı.

- Yürüme rutu yaptığım işlek bir cadde var, işe başladığım 2 aylık süre içerisinde oraya 3 kere gittim ve üçünde de üzerime yağmur yağdı.

- Bugün ilk kazamı yapıp tutanak tutturdum. Polislerin gelmesi 2-3 saat sürüyormuş! İlk kazam sonrası araba kullanmak çok gerginlik yarattı. (Stresten geriye kaydırıp bir de arkadakine takıyordum az kalsın.)

- Yokuşta paralel parkı beceremeyip şirketten o bölgede çalışan diğer arkadaşa rica ettiğim bile oldu... (Ne kadar rezilim ya!)

- Kış geliyor, her yer yağmur çamur; okullar açılıyor... Trafik gözümde büyüdükçe büyüyor... Zaten acemi şoförüm, artık bu yoğunlukta park yeri falan da bulamam, saçmalar dururum.

- Okul zamanı eğlencenin dibine vuran biri olarak şirkete geldiğimden beri kendimi çok asosyal hissediyorum. Normalde sürekli gülen, ona buna sataşıp çenesi durmayan biri olarak ekip odamızda nasıl sus pus soğuk bir insan olabiliyorum anlamış değilim. Bir şekilde rahat değilim, kendim gibi davranamıyorum.

- Hala rut mut tamamlanmadı. Hedefleri nasıl tutturacağım, gitmem gereken bayiileri nasıl bitireceğim bilmiyorum. Her cumartesi sahada olacağım gibi görünüyor.

- İşte bayiiler ve rakip firmanın çok sıkıştırdığı durumlar oluyor. Bizi tercih etmelerini sağlamak için onlardan önce kendimi inandırmam gerek bizi seçerek daha karlı olacaklarına dair. Ama bazen teklifler arası öyle uçurumlar oluyor ki kendim bile inanamıyorum ki adamı inandırayım...

Anlattıklarımdan da anlaşılacağı üzere hayatım çok da iyi gitmeyen bir iş çerçevesine oturdu. İyi gitmesi için daha çok öğrenmem, olaya hakim olmam gerek. Yaptığı her işin en iyisini yapmak isteyen biri olduğum için kendimi yetersiz hissettiğimde çok huzursuz oluyorum.

Sıkılmışım ben belli ki.
Beklediğimden erken oldu.
Ama geçicidir...
Her şeye alışılıyor.

6 Yorum :

Pzt Eyl 11, 10:01:00 PM

hep kötü şeylerden bahsetmişsin. Ben döndüm, bundan niye bahsetmiyon?

diyor Blogger divadeiwob...  
Pzt Eyl 11, 11:53:00 PM

oy oy arkadaşımın canını sıkmış bunlar... itfaiye polis falan, fazla üst üste olmuş. "ilerde gülerek hatırlayacaksın" demiycem; ama dediğin gibi, bu da geçer, alışırsın. hem daha izin alacaksın buraya geliceksin o maaşı çatır çutur yiyciizz :)

diyor Blogger deryik...  
Sal Eyl 12, 08:51:00 AM

kedidir kedi...

diyor Blogger Emrah...  
Sal Eyl 12, 10:57:00 AM

ben senin yerinde olsam;
evren'le evlenir, evimin kadini olurdum.

haaa simdi bunu soyleyen bir mankafa olunca...

diyor Anonymous Mankafa...  
Sal Eyl 12, 07:17:00 PM

@divadeiwob: Hayatım daha görüşemedik seninle, görüşünce yazacaktım senii : )))

@deryik: Ya bi gelsem acayip dağıtcaz ama du bakalım ne zaman olacak... (Para biriktireyim bu arada)

@mankafa: evrenciğimin elini soğuk sudan sıcak suya sokturmak istemiyorum, o yüzden önce biraz çalışıp para biriktireyim, sonra zaten beraber gül gibi geçinip gideriz : )

diyor Blogger Ozge...  
Per Eyl 21, 11:30:00 AM

alışırsın zamanla alısırsın! hepimiz yasadık! ama en güzel şey öğrencilik hayatı bence de :(

diyor Blogger aqua...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Ağustos 01, 2006

Depeche Mode On

Depeche Mode bir geldi pir geldi!
O kadar kalabalıktı ki bir ara sahneyi görebilme umudumu kaybetmem bir yana, açık havada boğulacağımı zannettim. (Bu yüzden olsa gerek, en uslu durduğum konser oldu. İyice önlere geçeceğim diye debelenmedim.)

Benim olduğum konserlerde nedense aksiyon eksik olmuyor, gene bomba bir gece geçirdim. Aksiyon geliyorum demiyor, ben de şaşkınlıkla bakakalıyorum...
Hızımızı alamayıp konser sonrasındaki partiye de gittik Buzada'ya (Ya yok bu adı beğenmedim, oraya Galatasaray Adası demeye devam edeceğim!)
5'te yatıp 6'da kalkarak işe gittim, öğlene kadar maymun gibiydim ama değdi!

(Deryacım özellikle sen yazmamı istemişsin konseri ama toparlayamadım ki doğru düzgün! Ama kesin olan bir şey var: Cidden doyamadık! Aslında anlatmaya değer ne kadar çok şey olduğunu biliyorsun ama artık kusura bakmasın kimse, bir kısmı da bize kalsın geceye dair.)

Keşke 3-5 saat daha sürseydi! Konserden beri sürekli Stripped dinliyorum ve düşünüyorum: Dave Gahan nasıl hala bu kadar taş olabiliyor? Fiziğini ilerleyen yaşına rağmen nasıl koruyabiliyor?



"See the stars they're shining bright
Everything's alright tonight"

... der ve susarım ben.

4 Yorum :

Sal Ağu 01, 11:40:00 PM

peki güzelim o kadar konsere gönderdik seni.. "daaavveee daavvveeee" çığlıkları attın mı bakiim :P dave'ciğimizin balmumu kopyasını istiyorum evet evet.

diyor Blogger deryik...  
Per Ağu 03, 11:16:00 PM

kim bu cıbıldak:)

fizik görmemişsin sen hem, belediye izin verse bir kat daha cıkarım bu göbek konusunda ama izin alamıyorum işte sorun orada.

diyor Blogger kayhan...  
Cum Ağu 04, 12:27:00 PM

Taksim'den cumartesi gecesi 1 de donuyorsun, Galatasaray adasindan sabah 5te ve ertesi gune de is varken... hmmmm peki :)

diyor Blogger Mert Ulas...  
Cum Ağu 04, 06:56:00 PM

@Deryik: çığlık attığım söylenemez ama gayet inceledim abiyi (234792 km. öteden nasıl görebildiysem artık!)

@Kayhan: O cıbıldak resmi ibret alın diye koydum, o yaşta hala öyle fizik... : )

@Mert: Pazar günü konsere gideceğim diye cumartesi 1'de döndüm, yoksa daa takılırdık be Mert. sen ta amerikanyalardan gelmişsin buralara...

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Yolların Fatihi

Düzce'den sonra yazmayınca otobandan çıkamayıp Ankara'ya kadar gittiğimi sanan ve merak eden arkadaşlar olmuş.
Bir ara yol çok uzun gelip Düzce çıkışını kaçırdığımı düşünsem de gitmeyi başardım (otobandaki park yerlerinden birine girip "Daha çok var mı Düzce'ye?" diye kontrol etme ihtiyacı duymadım değil...)
Düzce ile ilgili bir not düşeyim: Araba kullanış tarihimi ele alırsak Düzce'den önce ve Düzce'den sonra diye ikiye ayrılmalı artık. Uzun yol tecrübesi bambaşka bir şeymiş... Eskiden şirkete 35 dakikada giderken Düzce'den sonra 25 dakikada gitmeye basladım!

Bugün ilk kaybolma vukuatını yaşadım. Şirkete ilk defa 1. köprüden gidecektim (ogs yeni geldiği için), ama -karşıdan gelen güneşten olsa gerek- tabelayı göremedim ve köprüden çıkamadım. Yol Şile'ye kadar gidiyordu ama neyse ki "Ya bu kadar gitmemde bi anormallik var, şirket bu kadar uzak değildi, bir yerlerden cıkayım" diyip çıktım! Saha çalışmalarındaki bölgelerimden biri olacak olan Ümraniye'ye kadar bir şekilde geri döndükten sonra (süper tabela takip ediyorum artık!) orda şirketin başka bir arabasıyla karşılaşıp büyük bir sevinçle peşine takıldım. Beni gören arkadaş da baştan orada ne aradığımı anlamayıp dumur olsa da derdimi anlayıp süper bir tarifle beni şirkete ulaştırmayı bildi. (Vesileyle Ümraniye'ye nasıl gidip döneceğimi de öğrenmiş oldum.)

Eve dönmeden önce girdiğim bir benzinciden "Anadolu Yakası Haritası" aldım. Öyle güzel ki sokak sokak her yer var! Artık açarım haritamı önüme, bakarım dalgama...
("A'dan Z'ye İstanbul" diye bir kitap varmış, ondan da alacağım ilk gördüğüm yerden.)

Salı, Temmuz 25, 2006

Düzce mi?!

Gün geçmiyor ki işle ilgili enteresan şeyler olmasın.
Hayatında ilk defa yalnız araba kullanışını 2 hafta önce yapıp yollardan da bihaber olan ben, yarın Düzce'ye gideceğim arabayla.
Sabah 5'te kalkıp yola çıkarım bu gidişle. (Yol 1 buçuk saat sürüyor diyorlar, ben kullanacağıma göre 2-2,5 saat olur o.)
Yolları öğrenmem lazım, yeşil tabelaları iyi takip edip otobana girebilmem, girdikten sonra Düzce'yi kaçırmadan ordan çıkabilmem gerek. (Eğer öyle bir çıkış varsa! Ben tam tarifi alayım bugün en iyisi. Yoksa "Ya ben otobanın sonuna kadar gittim, Ankara falan olabilir burası" diye şirketi aramak istemiyorum!)
Aynı günün akşamı döneceğim. Eğer dönerken hava kararmış olursa ilk defa karanlıkta kullanma olayını da atlatmış olurum (ama umarım erken dönerim ve buna gerek kalmaz!)

2 Yorum :

Sal Tem 25, 11:52:00 AM

PM işe alırken romantizm yapmış galiba "ilkleri beraber yaşayalım özge, senin için özel olmak istiyorum" diye :) kolay gelsin özgecim yaparsın sen, valla. tabelalara güvenme yalnız, genelde tabela olmayan sapak doğrusu oluyo. Baktın ankara'ya gelmişin, armut yer tiftik keçisi seyrederiz nolucak, ara beni :P

diyor Blogger deryik...  
Cum Tem 28, 05:17:00 PM

sanırım dedigini yapıp ankaraya gittin sen ozge. baksana senden ses cıkmıyor. derya da ankara bugun daha guzel gibi seyler yazıyor. piştt!! ne iş?

diyor Anonymous pinar...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 23, 2006

Ve Maraton Start Aldı

Yazmaya iş vesilesiyle bir süre ara vermiş oldum, merak edip mesaj atanlar oldu, onlara teşekkür ederim.
Blog yazmaya devam edeceğim ama adresi değiştirmeyi düşünüyorum. (Malum artık işe gidiyoruz, böyle resmi iletişimler artınca takip edilebilirliği düşürmek istedim daha rahat yazabilmek açısından)
Takip eden arkadaşlar için maille vs. yeni adresi bildiririm. Link veren arkadaşlar link için adımı soyadımı yazmayıp sadece adımı veya kullanacağım nicki yazarlarsa sevinirim (çünkü aksi taktirde benim adresimi değiştirmiş olmamın hiçbir anlamı kalmıyor, gene google aramalarıyla vs. hemen linkim çıkıyor.)

Bu kısa açıklamadan sonra gelelim isyanlara:
Kendimi 2 haftada yaşlanmış, rutine bağlanmış gibi hissetmeye başladım bile. "Naber? Nasıl gidiyor?" sorusuna "Nolsun ya, iş güç" diyip geçiştirmeler, çok gezip arkadaşlarla takılan biri olmama rağmen iş dışında pek bir şey yapmamaya başlamalar, nispeten erken saatlerde uyku moduna geçmeler...

Cumartesi sabahları da birkaç saat çalıştığım için cuma gecelerine balta vurulmuş oldu, en değerli gecelerim artık cumartesi geceleri. İşe girdiğimden beri cumartesi çok da elle tutulur programlar yapamamış olmak canımı sıkıyor (tek gece olduğundan kıymete bindi, illa o gece aksiyon yaratmalıyım artık.)
Her hafta bir sürü kişi arar, bazılarına takılıp çoğuna hayır demek zorunda kalırdım; ama bu hafta herkes başka taraflara dağılmış haldeydi ve 7624. telefon konuşmamda program yapacak kişiyi buldum.
Ah ya artık kendimi bildim bileli "haftanın en sıkıcı günü" olarak bildiğim pazar günleri bile resmen nimet gibi geliyor...

"25-35 arası çok çabuk geçiyor anlamıyorsun bile" derlerdi de inanmazdım.
İnanmaya başladım bile, koşturmaca halindeyken hayattan kopmaya başlıyorsun.
Bir sabah kalktığımda 35'ime gelmiş olduğumu fark etmek istemiyorum.
(35 yaş ve üstü alınmasın; yaşa lafımız yok, her yaşın ayrı bir güzelliği var, ama o yaşa kadar hakkını vererek yaşamak lazım. Eğer o olmadıysa geçen yıllara yanarım.)

2 Yorum :

Pzt Tem 24, 11:24:00 AM

bana maille yeni adresini gönderirsen sevinirim:)

diyor Blogger uzay...  
Pzt Tem 24, 10:20:00 PM

lütfen 30 yaş bunalımını pas geçmeyelim özge hanım ne o 35 falan

diyor Blogger Emrah...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Temmuz 13, 2006

Gün 4 (Murphy İş Başında!)

İlk 3 günün sonunda bugünden itibaren normal yazı seyrime dönecektim ki bugün de işle ilgili anlatacağım şeyler oldu. (Daha çok olacak gibi de görünüyor!)

Güne kötü başladım. Sabahın 6'sında işe giderken yolun ortasında park edip çekmemekte direnen kargocular yüzünden adamların "boş boş, rahat burası, gel gel" sözleriyle daracık bir yerden geçmeye kasıyordum ki park halindeki aracın aynasına değip düşürdüm. Bu kadar yumuşak dokunmayla bir şey olmaması gerekirdi gerçi, ama demek ki emanet gibi duruyormuş orda. Bakındım ettim ama yapacak bir şey yoktu, "Sabah kalkıp bunu gördüğünde bana küfredecek" üzüntüsüyle yoluma devam ettim.
Bence adam cidden küfretmiş ve tutturmuş, gittiğmiiz bir bayii bana bağırıp kovdu!
70 küsüründe yaşlı bir bakkal amca (70 vardır heralde; adam ayakta zor duruyor, titriyor, konustugu bile zor anlaşılıyordu. Amcayı gömme vakti bence gelmişbile! "Ölmüş haberi yok" denilebilecek cinsten...) arkadaşın dünkü dağıtımında eksik olduğunu iddia etti. Bizim arkadaş da malları oğlunun teslim aldığını, herkesin kontrol ettiğini ve depoda da sayımın doğru çıktığını söyleyince adam sinirlenip bağırmaya, "Hayır getirmedin, vermedin malı" diye götürdüklerimizi de fırlatmaya başladı. Sonra sinirden iyice titremeye başlayınca kalpten gidecek diye korkup araya girdim "Sakin olun, bir de oğlunuzla konuşalım isterseniz" diyerek. Arkadaştan biraz da olsa çekinip yeterince sinirlenememiş olacak ki daha küçük bir kız görünce bana daha şiddetli bağırmaya başladı "Çık dışarı, sen hiç konuşma! Git burdan istemiyorum seni!" diye. Ben de amca kalpten gitmesin, sakinleşsin diye çıkıp dışarda bekledim. Yarın aynı yere bir daha gidilecek, bu sefer arabada beklemeyi düşünüyorum.

"Ne manyaklar var" diyip geçmek istiyorum. Dünyanın en zor işi insanlarla uğraşmak, Allah kolaylık versin böyle işi olanlara...

5 Yorum :

Per Tem 13, 06:28:00 PM

Bir öneri:
Pet Shopta çalış :)

diyor Blogger THe MaN WhO SolD ThE WorlD...  
Per Tem 13, 10:11:00 PM

Ahaha çalışamam ben orda. Kafesteki hayvanlara bakar bakar ağlarım, dayanamayıp hepsini evime götürmeye kalkarım rahat etsinler diye...

diyor Blogger Ozge...  
Cum Tem 14, 12:08:00 PM

hmmm.. o zaman kötü, insanları sildik, hayvanları sildik, listede doğa üstü varlıklar, dünya dışı yaratıklar ve boş oturma ismini verdiğimiz "ev hanımlığı" kalıyor seçim senin :)

diyor Blogger THe MaN WhO SolD ThE WorlD...  
Cum Tem 14, 04:06:00 PM

Zengin koca bulmam gerek o halde : )
Dayanamam, zevkine çalışırım bu sefer de.

diyor Blogger Ozge...  
Cmt Tem 15, 10:35:00 AM

deli olmak istiyor insan bazen
insanlarla ugrasmaktan bikip

diyor Blogger vintage biscuit...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

Gün 3

Bugün zamanlamayı süper yapıp olmam gereken saatten 5 dakika önce şirkete vardım.
"Dün 52'yi gezebilen bugün 53'ü de yapar" demiş olmalılar ki bugün 53 bayii gezdim!
Normalde hiç gitmeyeceğim aralardaki abuk yerlere de gitmiş oldum. (Satışın en yüksek olduğu yerlere gidiliyor benim pozisyonda, o yüzden bu dolaştıklarımın çoğunu bir daha görmeyeceğim.) İnsanlarla konuştukça "Bu işten çok malzeme çıkar" diye düşünmedim değil, çok enteresan karakterler var, herkes bir alem!
Belki ilerleyen günlerde bunlara yer veririm. (Böyle gün 1, gün 2... diye daha fazla devam etmeyip eski şekle dönesim var ama aralara sıkıştırabilirim.)

Asıl anlatmak istediğim başka bir şey var:
Bugün ilk "Kadın şoför" hareketimi yaptım (ama yaptığım saçmalığı bozuntuya vermedim, kimse anlamadı.)
Eve dönüş yolunda bizim sokağa girerken bir anda her taraftan araba çıkıp girmeye başladı, ben de yol vermek için direksiyonu fazla kırıp iyice kenara yanaşarak döndüm (belki de aslında o kadar çok yanaşmama gerek yoktu, bilemiyorum.) Köşeyi dönüp açılacaktım ki köşenin az ilersinde önümde araba park ettiğini görmüş oldum; haliyle kaldım arkasında. Geri gidip ordan kendimi kurtarmam gerekti ama sokak beni sima olarak tanıyan mahallelilerle doluydu ve yaptığım hareketin kazmalığını fark edip bakmaya başladılar. Ben de durumu kurtarmak için sanki önümdeki arabanın arkasına isteyerek park etmişim gibi motoru kapatıp indim ve yandaki marketten limon alıp tekrar bindim. (Sonradan bu bahaneyle limon aldığıma sevindim, dün barbunya pişirmiştim.) Arabaya tekrar binip kendimden emin bir şekilde geri gidip oradan çıktım ve artık kimse bir kazmalık yapmışım gibi bakmıyordu : )

2 Yorum :

Çar Tem 12, 06:59:00 PM

Allahtan kosede bakkal varmis, kosede oto galeri olsa araba almaya, ya da emlakci olsa Umraniye'den bilmemkac hektar tarla almaya kadar gidebilirdi bu is :P

diyor Blogger Demet...  
Çar Tem 12, 09:56:00 PM

ya da: allahtan köşede bakkal varmış yoksa ilk bulduğun eve "burda oturuyorum zaten" havasında girip, hiç çıkamaman icap edebilirdi. ya da: inip "hımm lastik sağlam evet" falan yapman gerekirdi... vs vs. ama zeki kızsın vesselam bak mahalledeki imajın dahi sağlam:) prafoo prafoo.

diyor Blogger deryik...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Temmuz 11, 2006

Gün 2

Bugün sabah 5:20'de kalkıp 5:45'te yola çıktım.
Bir aylık oryantasyon sürecimin 10 gününde mal dağıtan arkadaşlarla sabah 7'de yola çıkmam gerekiyor, o yüzden böyle erkenden toparlandım.
Acemi kullanıcı olarak ilk defa arabayla şirkete gidecek olmam ve aşağıda bahsettiğim üzere OGS olmadığı için karşıda dolanırken kendime kaybolma payı bıraktığım için daha da erken çıkıp 1 saatlik yol payı bırakmıştım.
Zart diye şirketi bulmamla beraber sabahın 6:05'inde şirketteydim!
Bu arada o saatte yolların boş olmasıyla birlikte köprü çıkışı düzlüğünde 120'yi geçtiğimi görüp dumur oldum. 100 psikolojik sınırına sahip olduğumdan dolayı 120'yi geçip de rahat gittiğimi görünce eşiğimi de biraz yükseltmiş oldum.
Bugün tam 52 bayii gezdik arkadaşla! Ürünlerimizi tanımak açısından iyi oldu, ama çok yorucu kesinlikle (bir kere şöyle bir şey var ki sabah işe gittiğinde seni bekleyen 52 yer olduğu düşüncesi çok moral bozucu. Yarısına kadar "Kaç kaldı" diye saymadım.)
İyi yanı erken gelmem oldu (hatta şu anda msn'den "Neden evdesin? İşe noldu?" diyen Demet'i "Anlaşamadık, işi bıraktım" diye keklemekteyim." Kızma Demet'cim : ) )

Neyse uzatmadan noktalayayım, gidip eve geldiğimden beri 130 kez camdan baktığım arabama bir kez daha bakayım "Ne de güzel park edebiliyor muşum uğraşınca" diyerek...

3 Yorum :

Sal Tem 11, 04:35:00 PM

afferim sana, iyi halt ettin! :) ben inanmamistim zaten ama, her ihtimale karsi tedbirli oluyordum bi kere :P

diyor Blogger Demet...  
Sal Tem 11, 09:38:00 PM

resmen işi sevmişin sen, bana hiçbir kuvvet 52 bayii gezdiremez. iş de seni sever bu gidişle, aşkınız daim olsun efenim.

diyor Blogger deryik...  
Çar Tem 12, 05:11:00 AM

her gun "traveling salesman problem" cozeceksen isin epey zor, zira kendisi NP-Hard olarak bilinir.

diyor Blogger Murat Ozdemir...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

Gün 1

İlk iş günümün ardından eve yeni geldim. Kesinlikle yorucu ve göründüğünden çok daha karmaşık, detaylı bir iş.
Öğlene kadar teorik olarak bazı şeyleri anlattılar, öğleden sonra ise sahaya çıkıp 9 bayii gördüm.
Yarından itibaren 2 hafta mal dağıtan arkadaşlarla çıkacağım. Bu da demek oluyor ki sabah 5 buçukta kalkacağım!

Asıl haberi sona sakladım: İlk günden arabayı verdiler ve eve yalnız döndüm. İlk defa yalnız araba kullandım. Yarın da arabayla gideceğim haliyle.
Henüz OGS alınmadığı için 1. köprüden 10 dakikada ulaşacağım yere 2. köprüden gitmeye çalışacağım. (Bunu düşünüp stres yaparak 5'te bile kalkabilirim çünkü Anadolu yakasını hiç bilmem ve bugünkü tariflerine göre bakalım nasıl bulacağım...)

2 Yorum :

Sal Tem 11, 12:11:00 AM

işsiz güçsüz arkadaşın gecenin 12'sinde arayıp "işteki ilk günün nasıldııı hayırlı olsun özgeee" diyecekti (evet yuh bana) ki blogunu gördü, seni 5.30'ta öperek ve "günaydın sabah manolyamm" diyerek uyandıracak inşallah... OGS niye yok? PM arkadaşımı niye uyutmuyo? cık cık cık. hadi özgecim göriym seni canım benim :)

diyor Blogger deryik...  
Sal Tem 11, 04:37:00 PM

Canım sağol. Artık 2 günü birden anlatırım sana :)
Bugünün üstüne heralde saat 10'da uyurum!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 09, 2006

Temmuz Ayı Konser Ayı

Temmuz ayı aktiviteleriyle beni benden aldı.
Şimdilik gitmek istediklerim sırasıyla şöyle:
12 Temmuz Guns N' Roses
14 Temmuz W.A.S.P.
28 Temmuz Whitesnake
30 Temmuz Depeche Mode

Hepsine gideyim modundayım ama bakalım hangilerine gitmeyi başaracağım. (Gönül isterdi ki bir ay önce çalışmaya başlayıp maaş alsaydım.)
Depeche Mode dışındakiler eski metal günlerini yad etmek amacıyla "Ölmeden göreyim ya, bir zamanlar az coşmadık kendileriyle" kategorisinden gruplar.
Zaman zaman hala dinlerim kendilerini ama masaüstümde Demet Akalın'ın Afedersin adlı parçası dururken "Waaay metal konserine gidecek olana bakın, desktopunda neler varmış dinlediklerinden!" dalgalarına engel olamıyorum haliyle.

E işe başlıyoruz ya, hafta içi olanlara da ayrı bir gözle bakıyorum artık.
Neyse ben gene de bi hepsine gitmeye niyetleneyim, bakalım kaçına gidebileceğim.

Edit: WASP iptal olmuş! Biletleri geri alıyorlarmış!

3 Yorum :

Pzt Tem 10, 12:36:00 PM

bir gün arada kalmış. o günkü konserlere gitmeyecekmişsin, ne güzel :))

diyor Anonymous izumi bebek...  
Pzt Tem 10, 02:44:00 PM

aslında ne alaka!
yorum ne senle ne konserlerle ilgili.
ama hayat işte esrarengz bi oyun.
nerden aklıma geldiyse google da " saatli maarif takvimi" ni aradım ve rama sonuçlarındaki linlklerden biri senin logu gösteriyordu. öölesine içeri daldığımda sen bi parça hayatın ve ekürin tabir edilebilecek insanlara ulaştım. enikonu nerden baksan 1 saat kadar oyaladı beni blogun.
sonuç : hiiiç ööleisne canım yazmak istedi
yazmış bulundum
ööle yani .
hayat

diyor Blogger Coco...  
Pzt Tem 10, 02:47:00 PM

aslında konserle ilintili değil yorumum .
nerden aklıma geldiyse google da saatli maarif takvim ni aradım . arama sonuçlarından bir de senin blogunun gösteriyordu ve ne alaka ise sen ve ekip (diğer çocukların bloglarına bir göz attım ) enikonu 1 saat kadar oyaladı .
sonuç. hiç
önemli değil öölesine
hayat işte
ne alak dime ?
net ?
goggole arama
saatli maarif takvimi
özge?
coco ?
hakkaten hayat
"her şey biter."

diyor Blogger Coco...  

Yorum Gönder

<< Home

İlk Gün!

Yarın ilk iş günüm olacak!
Henüz bir heyecan yok, birkaç hafta oryantasyon olacağını sanıyorum (ve umuyorum), ama heyecan yok desem de bugün sabah gözümü açar açmaz "Yarın işe gideceğim!" diye kalkıp saati 6:45'e kurdum.
E artık yorgunluktan harap ve bitap düşmezsem ilk günümü anlatırım yarın.

Mezuniyet Temizliği

Dün bütün dolabımı boşalttım. Artık mezun olmam dolayısıyla bir daha açmayacağım kitapları gerekli yerlere iletmek üzere ayırdım, çok daha minimalist takılmaya karar verip bir dolu şeyi odamdan çıkardım.
En bomba kısmı ise ortaokuldan beri yazdığım kişisel notlarımı bulmamdı. Blog gibi değil, çok daha kişisel; sinirimi, üzüntümü, heyecanımı en ince detayına kadar sayfalarca anlattığım notlar... Hepsinin üstüne tarihi ve nerede yazdığımı da not almışım. Okurken bazı şeyleri bir daha yaşadım. Hala yazarım beni etkileyen şeyleri yalnız kaldığımda; ama sonrasında parça parça eder atarım okunmasını istemediğim için; insan her şeyi de başkasına olduğu gibi anlatamıyor ki. "En azından kendime çok açık davranayım" diyerek başlamıştım yazmaya.
Eski notlarımı okuyup yırttım teker teker. Lise 2'den beri olanları daha değerli benim için, özellikle onlardan çok etkilendim. Zaman zaman çok duygulandım ama bazı yerlerinde de çok güldüm aradan seneler geçmesine rağmen bazı şeylerin hala aynı olduğunu gördükçe, iki gün önce kurduğum cümleyi o zaman da kurmuşum.
Birkaç tanesine kıyamadım atmaya. O zamanlardan beri yanımda olan Ayşe de okusun istedim, onunla okuyup öyle imha etmeyi planlıyorum. En azından o zamanları bilen biri daha okusun, üstüne "Ne günlerdi ya..." diye konuşalım ve öyle gitsin. Sanırım o kıyamadığım yazıların sadece benim bilgim dahilinde yok olup gitmesine gönlüm razı olmuyor.

Cuma, Temmuz 07, 2006

Bir Koyun İstiyorum Öyleyse Varım

Küçük Prens'i ilk okuduğumda 12 yaşındaydım. Enteresan bir hocamız vardı, o yaşta bile her satırın altında neyin gizli olduğunu sorar cinsten ders işlerdi. (Yorumlama işlemini filmler üzerinde de yapardı. Hatırlıyorum Amadeus filmini öyle irdeleyerek izlemiştik ki film 6 haftada bitmişti. Aynı hocamız haftada bir klasik müzik açar, kafamızı sıraya koyup hayal kurmamızı da isterdi. Çok az insan hayatıma bu derece damgasını vurmuştur, hala hayranlıkla anmamı sağlamıştır.) Küçük Prens'i de o okutmuştu ilk, ve ilk o zaman her satırını didik didik ederek okumuştum bu kitabın. Daha sonraki 10 sene boyunca birçok kez daha okudum, her seferinde her sayfasında durup düşünerek.
Dün Evren'le ne zamandır geyiğin dışına çıkmamış ve derin konu konuşabilmeyi arayan biri olarak sohbet ederken konu Küçük Prens'e de geldi. Sonrası malum, eve geldim ve bir kez daha okudum kitabı.

"...

- Lütfen bir koyun çizer misiniz bana?

Bir olaydaki gizlilik payı belirli düzeyi aştıktan sonra eliniz kolunuz bağlanır. İnanmayacaksınız ama en yakın köyden bin mil uzakta ve ölümle her an yüzyüze olduğum halde cebimden bir parça kağıt ve dolmakalem çıkardım. Tam o sırada şimdiye kadar yalnız tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle uğraştığım aklıma geldi ve bizim küçüğe (biraz da üzülerek) resim yapmayı beceremediğimi söyledim.

- Ne zararı var canım, dedi, bir koyun çiziverin.

...

Çizdim koyunu. Resmi iyice inceledi, sonra:

- Olmadı, dedi, bu daha şimdiden çok zayıf, hasta bir koyun. Bir tane daha çiz.

Ben de bir tane daha çizdim.

Dostum tatlı tatlı, hoşgörüyle gülümsedi:

-Sen de görüyorsun ya bu koyun değil, bal gibi koç. Boynuzlarına baksana.

Resmi yeniden çizdim ama yine beğendirememiştim.

- Bu da çok yaşlı. Ben öyle bir koyun istiyorum ki uzun süre yaşasın.

Artık sabrım tükenmişti, üstelik uçağımın motorunu bir an önce sökmek istiyordum. Aşağıda gördüğünüz resmi şişirdim.







- İstediğin koyun şu sandığın içinde, diye kestirip attım.

Küçük eleştirmenin yüzünün birden aydınlandığını görünce şaşırdım.

- Tam da istediğim gibi oldu. Peki bu koyun çok mu ot yer dersin?

..."

Küçük Prens gibi sandığın içinde hayal ettiğim şeyi seviyorum çoğu kez. Gene de bir koyun çizer misiniz diye istiyorum ben de, "Bir koyun istiyorum öyleyse varım" diyerek.
Ne de olsa insanoğlunun akla sahip olduğu onun hayattan zevk aldığı anlamına gelmez. Sadece akıl ve bilinç yeterli değildir, duyarlılık da gereklidir. Küçük Prens'in bir koyun istemesi onun duyarlılığa sahip olduğunun, yaşadığının kanıtı değil mi??

Bu kitabı okuyun. Ben daha çoook alıntı yapıp üstüne konuşmak isterim ama bu kitabı okuyun ve üstüne düşünün. Her sayfasından sayfalarca kompozisyon yazılabilir...

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

Kaleci Yaşar

Hiç tanımadan, sadece anılarını okuyarak sevdiğim bir futbolcudur Kaleci Yaşar. Normalde hiç copy paste yapmam ama bu sefer canım sıkıldıkça okuduğum Kaleci Yaşar'ın anılarından alıntı yapacağım. (Dünya Kupası vesilesiyle bu seferlik böyle bir şey yapıverelim diyorum) Her seferinde aramadan burdan okuyayım ben de. Kesinlikle komik!

Ilk 8-0'lik maçin hikayesi
Aslında Ingiltere ile 1984 yilinda oynayacagimiz o maça kadar kalede Ankaragücü'lü Arif oynuyordu. Boyum uzun diye bu maç için 'Sen kaleye geç' dediler. Inanin 1 ay sürekli yan top çalistik. Ancak o gün yedigimiz 8 golden 3'ü yan toptandi. Adamlarin nasil gol atacagini biliyor ama çaresini bulamiyorduk. Hayatimda oynadigim en tuhaf maçti. Düsünün sahada 22 kisi var ve 20 tanesi bana bakiyordu. Çünkü maç hep benim kalemin önünde oynandi. Top sanki duvara çarpiyordu bana geri geliyordu. Maçtaki tek sutumuzu Erdal Keser atmisti. Belki bin maç yapsak 8 olmazdi. Ama oldu. 40'inci dakikada beni çikarin diye bagirdim. Hoca baska alana degisiklik yapti ben sahada kaldim 8 golü de ben yedim. Maç sonu TRT spikeri geldi 'Ne hissediyorsun' dedi. Adamin suratina baktim 'Ne hissedeyim ki' dedim..


Wembley'deki 5-0'lik maç
Bir de 5 gol yedigim bir Ingiltere maçi daha var. Abdülkerim, Lineker'i, Rasit Çetiner de Hoddle'i tutuyor. Bir korner sirasinda, Abdülkerim ceza sahasinda resmen 'Lineker'i gördünüz mü beyler?' diye sordu. Rasit de, 'Az önce buralardaydi' yanitini verdi. Maç mi, makara mi belli degildi. Tabii 8 gollük maçtan sonra bu 5'lik karsilasma ciddiye alinmadi. Ama bizim bu maça bir gidisimiz var, inanilmaz. Abdülkerim Wembley'deki ilk idmana giderken bir kaç futbolcu ile birlikte yaris yaptilar. Wembley'e ayak basan ilk biz olalim dediler.. Abdülkerim sanki Neil Armstrong gibiydi.. 'Aya ilk ben ayak basacagim' diyordu.

Bu da ikinci 8-0'in öyküsü
Kaleci Fatih ile Milli Takim'da oda arkadasiydik. Ingilizler'den 3 maçta 21 gol yiyince (Bir 8 de Fatih yemisti) gazeteler 'Fatih ile Yasar öyle iyi arkadaslar ki, yedikleri (!) içtikleri ayri gitmez' diye yazdi. Ikinci 8-0'lik maçta kalede o vardi. Çünkü ilk 2 maçta 13 gol yedigim için oynamayacagimi biliyordum. Fatih sürekli beni sikistiriyor ve 'Abi ne olur, 8 olur mu?' diye soruyordu. Ben de, '1-2 olur fazla olmaz' diyordum. O kadar çok sordu ki, bir gün darlandim, 'Yeter be. 7 olur, 9 olur ama 8 olmaz. O bana has!' deyip siyrildim. Maç 8 olunca, Fatih, 'Abi be! Senin yapacagin tahmin bu kadar olur' dedi, gülüstük.

TRT Spikerlerinden
8-0'lik bir ingiltere macinda -5. yada 6. golu yedikten sonra TRT spikerinin dedikleri: "Evet sayın izleyiciler, ingilizlerin bir atağını daha gol yiyerek savuşturduk"
Macin 90.ci dakikasi ve ingilizler bir gol daha atiyorlar ve spiker yine patlatiyor: "Evet sayin izleyiciler, mac bitti daha gol yiyoruz"

1 Yorum :

Per Tem 06, 09:07:00 PM

bu metni okuduğum ilk günü hatırlıyorum. sanırım beşiktaştaki evdeydim. o kadar gülmüştüm ki diyaframım patlaştı domuz diyaframı takmışlardı şişli etfalde...

hala gülüyorum, işte mizah bu yaaa :-)))))

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home

Ya Tutarsa?!

Nergiz'le geyik potansiyelimizin doruklarındayken bunu neden enteresan bir şekilde noktalamıyoruz ki diyerek kahve içip fallaştık. Daha doğru karşı taraf salladı, biz de sap gibi dinledik.
Sonuçları açıklıyorum:
- Çok uzun yaşayacakmışım, 80'i görecekmişim! (Taze check up yaptırdım gayet sağlıklıyım)
- Çok zengin olacakmışım (Valla artık bağınızı koparmamak için iyi geçinin benimle)
- Mantığımla insan sevgisini birleştirebilen biriymişim (acayip eritirim böyle ikili şeyleri aynı potada!)
- Ağustos ayı süper bir ay olacakmış, hem işte hem aşkta coşacakmışım (Temmuz'dan baslangıçlar olacak dedi hadi bakalım hayırlısı...)
- Ha bir de koruyucu meleğim varmış. Mecazi mi diye baktım da ciddi ciddi koruyucu melekten bahsediyormuş. Bismillahirahmanirahim diyip kapatıyorum konuyu...

Salı, Temmuz 04, 2006

Check up

Nihayet check up faslı da bitti.
En sancılı aşamalar ise 5 tüp kan almaları ve çişim olmadığı halde idrar tahlili için tuvalette kendimi kasmamdı.
Bunların dışında akciğer filmi, elektro kardiyo hede hödösü, kulak-burun-boğaz, göz ve dahiliye incelemelerim daha rahattı.

Doktorlar soru sordukça genetik mirasım için sülaleme teşekkür etmem gerektiğini anladım, zira bilimum "Ailede şeker var mı? Kalp var mı? Kanser var mı? Yüksek tansiyon var mı?..." sorularına "Hayır" cevabını verebildim sayelerinde.

İşe alım sürecinde öyle bir gözden geçirildim sanki komando seçiyorlar, haftaya Kayseri Hava İndirme Birliği'nde başlıyorum!

Ha bu arada büyüsem de hala çocukluğumdaki gibi boğaza bakmak için ağıza sokulan çubuktan rahatsız oluyormuşum...

5 Yorum :

Sal Tem 04, 04:07:00 PM

Canım keşke "hayatımdaki en büyük sağlık düşmanım Evren" diye belirtseydin. Neredeyse bacağını kırmış bir insan olarak benden daha kötü bir rahatsızlığının olması zor zaten şu zamanlar :-)

diyor Blogger divadeiwob...  
Sal Tem 04, 04:46:00 PM

Alt tarafı bacağımı kırıyordun canım, senden değerli mi?! :P
(Böyle dediğime bakma, bir daha yaparsan ben de senin kafanı kırarım! ehehe)

diyor Blogger Ozge...  
Sal Tem 04, 06:06:00 PM

turp gibi arkadaşım valla, hatta yolların hakimi. arabayı alınca altına şöyle bi pimp my ride çalışması yapsak diyorum ama ankaradan zor biraz..

diyor Blogger deryik...  
Sal Tem 04, 07:43:00 PM

Simdi okuyunca doktorlarin sordugu "ailede var mi sorulari"nin hepsine evet diyorum hatta uzerine alzheimer falan gibi ek soru da ekleyebilirim. Bakalim ne olucak halim...

diyor Blogger Mert Ulas...  
Sal Tem 04, 09:26:00 PM

özgecim ne yapıcam hala iş ayarlamadım deyip duruyordun mayıs aylarında, bak en hızlı sen çıktın:)(hem de en kral işi buldun!!artık istanbul sokakları senden sorulur:))) bana da biraz yol öğretirsin dimi canım? ben 5 senede öğrenemedim de:)))--kısacası hayırlı uğurlu olsun yeni işin!!!-işe başlayınca çoook meşgul olma ama sakın(lütfen..)!!

diyor Anonymous merve...  

Yorum Gönder

<< Home

Derya

Gitti.
Artık Ankara'da.
Oradan canlı telefon bağlantısı yapabileceğiz anca.

Ben hayatımda hiç Ankara'ya gitmedim. Bari Anıtkabir'i görseydim değil mi?!
Artık Derya da var, gidip görmek şart oldu.
22 sene yolum düşmemiş oraya, bundan sonra kendim düşürmeliyim değil mi?

Kendim gitme planlarım bir yana, Derya'yı düşününce içimi rahat tutuyorum, çünkü biliyorum ki sevmiyor Ankara'yı, kaçıp gelecek buralara ilk fırsatta.

(Şimdi benden fazla konuşan kimse kalmadığına göre meydan gene bana mı kaldı?)

1 Yorum :

Sal Tem 04, 05:46:00 PM

Burası özetle kuru. Kurutabilecek kadar kuru. aile saadeti sonrasında kaçış planımı yapıcam şeker, gelmene hiiiç gerek yok. ensendeyim, söz :)

diyor Blogger deryik...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 02, 2006

Boş

Dün gece mezuniyet balomuz yapıldı. (Tabi ben gene resimleri sonradan ekleyeceğim bilgisayara aktarıldıkça.)
Zaman zaman baloda bir şeylerin eksik olduğunu düşünsem de genel olarak güzel geçti. Okulda aslında ne kadar güzel kız ve yakışıklı erkeğin olduğunu son gecede fark etmiş olmak üzücü oldu. (Hoşgeldin balosu yapılsaydı da daha bastan herkesin içindeki kokoşlukla çıkan cevheri görüp altyapıdan kapatsaydık fena olmayabilirdi. Neyse...) Gece 3'e kadar coşuldu, en beklemediğimiz tipler bile sarhoş olup döküldü, kızlar kafa bir dünya halde çıkarttıkları ayakkabıları unutarak yürüdü vs.
Baloya dair notları belki daha sonra toparlarım, ama sonrasına dair birkaç şey söyleyesim var şimdi: Oh be ne rahatmış hiçbir yere hiçbir şey yetiştirme kaygısı olmadan sabahtan akşama kadar cafelerde oturmak! Balonun ertesi günü sabahtan akşama kadar bomboş takıldım. Okul yok, balo hazırlığı yok, işe giriş evrakları tamamlanmış...

İş demişken; yarın check-up var, futbolcu gibi hissettim kendimi. (Check-up sonucunda işe alınmayan olmuş diye duydum, kendimi sağlıklı hissediyorum ama gene de anladım ki ben imzayı atmadan rahatlayamayacağım :) )

Futbolcu diyince aklıma başka bir şey daha geldi; benzetmek gibi olmasın (zira narsist değilimdir) aklıma spor haberlerinde çıkan teknik direktör sözleri geliyor. Hangi Türk direktördü ve hangi aşmış futbolcuydu hatırlayamadım ama çıkan haber çok şendi. (Şenol Güneş: "Ronaldinho'yu izledik, beğendik. Değerlendireceğiz" dedi; gibi bir haberdi... Evren sen kesin hatırlarsın, yardımını bekliyorum)

Edit: Öğrendik ki Selim Soydan "Luis Figo'yu izledik, beğendik" demiş. (Bkz. Evren'in yorumu)

2 Yorum :

Pzt Tem 03, 10:10:00 AM

Hayatim o Ronaldinyo degil Luis Figo. Selim Soydan demisti bunu zamaninda. Selim Soydan ayni zamanda yorumcu oldugu bir fener macinda mac 0-0 devam ederken su cumleyi de kurmustu "fener bu maci kazanmak istiyorsa gol atmak zorunda"...

Ya simdi fenerli yoneticilerde de bir degil iki degil ma `bıradaa`, yazdikca hatirliyorum. Ali Sen bir keresinda `Fenerbahce Ronaldo'yu (bizim ronaldo ya, berezilyali) transfer edip takimin dengelerini bozacak bir kulup degildir....

Kelimelerin kifayetsiz kaldigi bu anlari yasatanlara cok tesekkur ederim...

diyor Blogger divadeiwob...  
Pzt Tem 03, 12:54:00 PM

Hah işte onu diyodum! Sağol Evren : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Diyordum ki:

"Eğer birgün bana olursa, gerçekten olacak."
Lisede fark etmiştim bunu, sanırım bir süre daha böyle sürecek bu düşünce...

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

Mezunum!

Dün diplomamı aldım!
Sırayla adlar okunuyordu, uzunca bir bekleyişten sonra nihayet soyadı sırası bana geldi. Hala içimde bir şüphe vardı "Ya şimdi adım okunmazsa?!" diye. 40 kere kontrol ettim ama hala eksik dersim var mıdır diye heyecanlıydım.
Adım okununca öyle bir rahatladım ki o rahatlama ve "Bitti artık" boşvermişliğiyle bölüm başkanının elini sıktıktan sonra masaya gidip diplomamı almayı unuttum bir an için.
Bir daha bu kadar kalabalık halde toplanamayacağımızı bildiğimizden zilyon tane fotoğraf çektirdik. (Buraya koyacağım bikaç tane)
Sonra mezunlar derneğinin partisine gittik. "Okulumu çok seviyorum, çok zor olacak bırakıp gitmek" diye izledim bir süre etrafı... Bu akşam da mezuniyet balosu var gene okulda. Okulun çimlerinde olacak olması çok mutlu etti beni...
Mezunlar derneği sloganını güzel seçmiş, onunla noktalayayım istedim: "Bu aşk burada bitmez!"

Meraklılar için edit: Birçok mezuniyette olduğu gibi bizim tören sırasında da arkada çalınıp aileleri ağlatan gaz parça "Pomp and Circumstance" adlı eserdir.

2 Yorum :

Paz Tem 02, 03:44:00 AM

tebrikler, hayirli ugurlu olsun.

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Paz Tem 02, 08:03:00 PM

Teşekkür ederim : )))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Saçmalanıyor Muntazaman

2005 Mart ayı ortalarıydı, hayatımda en çok saçmaladığımı düşündüğüm birkaç günden sonra kendimi toparlamamı Evren sağlamıştı, sadece "Dur" diyerek.
Kendimi akıntıya öyle kaptırmıştım ki durmayı hiç düşünememiştim, aklıma gelmemişti. Evren başka hiçbir şey demedi, "Dur" diyince "Evet, doğru diyorsun, öyle de bir alternatifim var değil mi?!" demiştim... Sonra durdum ve duruldum.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra "Acaba bir dursam mı?" diye tekrar düşündüm.
Ama bu sefer sanki istemiyorum durmayı : )))

2 Yorum :

Cmt Tem 01, 12:34:00 PM

ben de dur diycem ama niyeyse "koş yoksa düşersin" demek geliyo içimden...

diyor Blogger deryik...  
Paz Tem 02, 11:44:00 AM

Engelkli koşuda çok iyi değilim Derya'cım : ) Düştüm mü ne?!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Haziran 29, 2006

Ohh Bee!

6 saat sonra cüppe ve kepimi giymiş yürüyor olacağım.
Yarın hocalarımın ellerinden diplomamı alıyor olacağım.
Pazartesi sağlık kontrolü dahil, işe giriş işlemlerini tamamlamış olacağım.
Sonraki hafta işe, yani yepyeni bir hayata başlamış olacağım.

Hayatımdaki bazı şeyler ne kadar da düzenli ve güzel gidiyor...
Aman nazar değmesin : )))

3 Yorum :

Per Haz 29, 08:22:00 PM

allaaaaaaa
gelsin paralar!!!!!

diyor Blogger divadeiwob...  
Cum Haz 30, 12:41:00 PM

azıcık tatil yapsaydın yazık...
hayırlı olsun :)

diyor Blogger aqua...  
Cum Haz 30, 01:10:00 PM

@evren: canım seni ihya edeyim diyorum zaten : )

@aqua: Antalya'ya gidip kısa bi tatil yapmıştım bunlardan önce. ama o etkisini yitirdi bile... Eğer fırsat olursa kaçarım (En güzeli şu ki 1 sene beklememe gerek yokmuş izin almak için! 2 ay sonra fırsat olursa giderim gene)

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Görülüyor ki...

... huzurun peşinden mi yoksa heyecanın peşinden mi gitsem diye düşünecek bir şey yokmuş.
Çünkü ne huzur dediğim şey huzur ne de heyecan dediğim şey heyecanmış.
Ve sanki ikisi de benim peşlerinden gitmemin derdinde değilmiş zaten...

Çarşamba, Haziran 28, 2006

Hazır mıyız?

Şu mezuniyette enteresan alışveriş manzaraları yaratıp kendimi dumur etmeyi başardıktan sonra "Hiç kızsal zevklerim yok" lafımı yuttum, her kızın içinde fetişist bir alışveriş manyaklığı varmış (dönemsel olarak ortaya çıkıyor olsa da)

1) Çimlerdeki mezuniyet törenimiz için süper uygun(!) olan ince topuklu, ince bantlı lame ayakkabılara en uygun çantanın yaratımı bugun bitti! Lame portföy tipli bir çantaya gayet fetiş bir çantada gördüğüm şekilde kelepçe tipli bir şey taktım (anlatılmaz yaşanır, resmini koyunca anlarsınız artık)
2) Eminönü'nde Marputçuları dolaşıp çok çok spesifik bir lacivert tonuna sahip kristal boncukları bulmayı başardım. (Hatta küpenin yapımı bile bitti, special thanks to Derya)
3) İstediğim fuları bulamayıp kumaşçıları dolaşıp kendim yapmaya karar vermiştim. Bugun fulara aradığım püskül-saçak kılıklı şeyi buldum. Neyin nereden bulunacağı belli olmuyormuş, nereden buldum diye sorarsanız: Perdeciden!
4) Bunları okuyanlar mezuniyete acayip bir şekilde gideceğimi düşünüyor olabilirler ama aslında gayet mütevazi takılıyorum, boşluktan böyle ufak detaylarla uğraşıyorum o kadar...

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Alo Ne Giycem?!

"Alo ne giycem?!" haline bir buçuk senedir girmemiştim. Evet bu bir "Hal", giyecek şey belli olsa bile günün anlam ve önemini belirtmek için kullandığımız "Hal" anlatan bir deyiş. Aslında bir nevi Elif'le şifremiz olmuştu bu laf. Önemli günlerin öncesinde birbirimize sadece bu sorudan oluşan mesaj atmamız ya da panik halde arayıp alo bile demeden bunu diyip karşı tarafın "Ne var anlat bakalım?" diye ablalık yapmasına imkan sağlayan bir laf.

Bugun mezun olup okulla ilişiğini kesmiş ve işe baslama yolunda son aşamayı da geçmiş biri olarak geri kalan tek derdim mezuniyet balosunu hatırlamayı başardım. "Alo ne giycem?!" krizini Derya'ya yansıttıktan sonra kendimizi attık alışverişe. 6 saat kadar alışverişteydik, Akmerkez ve Metrocity'i bitirdik. Spoil ederek söyleyeyim, ikimiz de artık yürümekten şişmiş ayaklarımıza ayakkabı almış olmanın mutluluğuyla döndük eve.

Bugünkü alışverişimize dair bazı notlar şöyle:
1) Gezintimizin ilk dört saatlik kısmında krem rengi ayakkabı, çanta, fular aradıktan sonra istediğimiz gibi bulamayacağımdan emin olup Derya'nın benim için yaptığı tasarımı ayakkabıcıya yaptırmaya karar vermiştim... Ta ki o tasarımın yapılmış olduğunu görene dek. Modeline aşık oldum diye bir anda kremi unutup gümüş rengi bir ayakkabı alıvermiş oldum.
2) "Çimlerde olacak mezuniyet, sivri topukla rahat olmaz, daha spor bir şeyler bakacağım" diyen biri olarak ince-uzun topuklu, ince bantlı bir ayakkabı almış olmam konusunda kendime hiçbir şey demiyorum!
3) Bu durumda acı gerçek şu ki gümüş renkli şeylere hiç bakmadığım için yarın da ayakkabıya uygun gümüş rengi çanta ve fular bakmaya çıkacağım!
4) "Keşke erkek olsaydım" dediğim anlardan biri de bu oldu, giy koyu renk takım elbiseyi ve tek derdin kravat rengi olsun.
5) Aradığım fuları Hintli bir kadının üzerinde gördüm. Rengi, boyu vs. tam istediğim gibiydi; neredeyse gidip "Kaça satarsınız?!" diye soracaktım... (Ne kadar acıklı bir şekilde "Deryaaa kadının fularına baaak" dediğim geliyor aklıma) Böylece bulunmaz Hint kumaşı aradığımı anlamış oldum.
6) "Alışverişte fikir veren arkadaş" gibisi yokmuş diyerek "Special thanks to Derya" mesajıyla bu yazıyı noktalıyorum...

5 Yorum :

Sal Haz 27, 12:24:00 AM

ne demek efenim, umarım içine siner. Beraber giyeriz kardeş kardeş. Maliyet düşürememe teknikleri adlı kitapçığı da baloda dağıtırız artık :)

diyor Blogger deryik...  
Sal Haz 27, 12:16:00 PM

dün biz de sırcanla takım oluşturup aynı yerlerde gezip durduk özgecim. ama benim durum daha vahim. tüm gün gezdigimiz halde hiçbir şey begenemedim. pes ettim mi? haaaayır! aksam beylikduzu migros'ta girdigim ilk magazada denedigim ilk takımı aldım. mutluyum. kaldı ayakkabı. bien tout, bisses :))

diyor Anonymous pınar...  
Sal Haz 27, 11:27:00 PM

alışveriş zevkli olabilir... tabi çok vaktini almazsa :)

size iyi eğlenceler!

diyor Blogger Red Cat...  
Çar Haz 28, 03:08:00 PM

Emin ol mezuniyet balosunda bile bu kadar eğlenemeyeceksin. Mezuniyet balolarının en güzel yanı hazırlığıdır. Elbise seçimi, ayakkabı, çanta, kuaför, saç,makyaj derken bir bakmışsın en yakınlarınla ve sevdiklerinle acayip vakit geçirip eğleniyorsun. Balo mu, o da kreması ama asıl olan pastanın tadı bence. İyi eğlenceler, aldıklarının resimlerini bekliyorum.

diyor Blogger enne...  
Çar Haz 28, 09:21:00 PM

@red cat: alışveriş zevkli olabilir... tabi aradığını bulabilirsen : )))

@enne: Kesinlikle eğlenceli oldu dediğin gibi. Resimleri de en kısa zamanda koymak istiyorum (ki nasıl aradığımız bulunamasa da yılmayıp kendimiz yapabiliyoruz görün!) : ))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Geçtim!!!!

Suskunluğumu an itibariyle bozuyorum çünkü stresli bekleyiş geçti! Bugün resmi olarak sürüş testini geçmiş olduğumu öğrenmiş bulunmaktayım!
Birkaç haftadır bütün program önerilerine "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, direksiyon çalışıyor olabilir ya da oturmuş kendi kendine stres yapıyordur. Lütfen perşembeden sonra tekrar deneyiniz" diye cevap veriyordum ki artık dünyaya döndüm.
Dünyaya dönmemle beraber alemlere akmam ve mezuniyet gerçeğiyle yüzleşmem bir oldu.
Süper bir haftasonu geçirdim. Spor festivali kapsamında konser ve arabalı vapur partisi vardı cuma-cumartesi, kesinlikle güzel bir dönüş oldu dünyaya...

Hımm bu arada Demir Bükey'in testinden geçtim ama düşündüm de babamın testinden geçmek için 3-5 sene daha çalışmam gerekebilir...

4 Yorum :

Pzt Haz 26, 11:15:00 PM

oldu canim, simdi sen onu stres yapmaya basla: "babam hayatta bana arabasini verecek kadar guvenmez" seklinde :)

diyor Blogger Demet...  
Pzt Haz 26, 11:23:00 PM

Ahaha yok Demet'cim sıra ona gelene kadar daha büyük stres kaynakları bulurum ben.

diyor Blogger Ozge...  
Sal Haz 27, 08:28:00 PM

eh kullanmayıda öğrendiysen trafiğe kapalı alanda kapışalım bir :)

diyor Blogger Emrah...  
Çar Haz 28, 10:10:00 AM

Ben defansif sürüş teknikleriyle takılıyorum ama, trafiğe kapalı olsa da kapışmam :P

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Haziran 16, 2006

Gizli Hedef


Bu aralar gene nostalji rüzgarları estirerek çocukluğumda en sevdiğim oyunlardan birini oynamaya başladım: Gizli Hedef (Sonradan "Risk" adıyla anılmaya başlansa da benim için hala "Gizli Hedef"tir.)
Geçen haftalardan birinde Serkan ve Emre'yle oturduğumuz cafede oynamaya başlayınca tekrar aklıma girdi oyun. (Eskiden olduğu gibi oyundaki tek kız gene bendim. Bu oyunu seven kızlar bulacağım, ümitliyim.) Sonra eve gelince bu oyunun internette de olduğunu hatırladım, artık bilgisayar başında milletle oynuyorum.
http://www.dominategame.com/ adresinden indirebileceğiniz oyunla dünyanın bilimum yerindeki adamla oynayabiliyorsunuz. İnternetteki oyunun en güzel tarafı ise "Blind map" seçeneğinin olması, böylece sadece komşularınızı görüyorsunuz, sizin görmediğiniz alanda dünya savaşı çıkıyor ama kimin durumu nedir ne değildir göremiyorsunuz, kesinlikle daha heyecanlı!
Yukarıda görmüş olduğunuz capture 36 askerimi yerleştirip oyunu bitirmek üzere son oyunumu oynamadan önce alındı. (Küçülttüğüm için tam belli olmuyor ama morların bana ait olduğunu tahmin etmişsinizdir : ) ) Alt taraftaki resim ise hamlem sonrasında dünya hakimi olup ego tatminiyle güne güzel başlamamı sağlayan ekrandan alınma.

Diyeceğim odur ki eğer ilgiliyseniz gelin oynayalım. (2 kişi girince yabancılara karşı MSN'den anlaşarak ortak saldırı planları düzenlemek gibi hainlikler yapılabiliyor, bu tarz çamurlara da varım :) )


Edit 1: Mümkünse Asya ve Avrupa'yı almakla başlamayın, insanın elinde kalmıyor, çok çalkantılı bölgeler oralar, saldıran saldırana... En iyi başlangıç Avustralya ve Güney Amerika ile oluyor.

Edit 2: Kamçatka'dan Alaska'ya (ya da tem tersi) saldırı yapmanın ayrı bir zevki var. Her oyunda yapasım gelir, sırf bunu yapmak için Kamçatka yollarına düşebiliyorum. (Karşı taraf gafil avlanabiliyor, kağıt üstünde çok uzak görünce ordan oraya saldırılabileceğini unutuyorlar. Bunu değerlendirin.)

4 Yorum :

Pzt Haz 19, 10:57:00 PM

Hastasıyız gili hedefin ve riskin ama aynı ortamda olup arkadaş tuvalete gidince arkasından iş çevirmeyince ne anlamı var...

diyor Blogger Emrah...  
Sal Haz 20, 08:31:00 AM

Ooo bu lafının üstüne artık seninle oynarken tuvalete gitmem gerekirse askerlerimi ve sahip olduğum yerleri sayıp gideceğim : )

diyor Blogger Ozge...  
Pzt Haz 26, 07:41:00 PM

bende cok severdim bu oyunu oynayacagim kesin internetten :) sagol

diyor Blogger Mert Ulas...  
Pzt Haz 26, 11:19:00 PM

Mert, senin nickini bilmiyorum ama eğer girersen ve Özge görürsen o benim :) oynarız beraber.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Haziran 15, 2006

Korku Manyaklığı (3)


Daha önceki yazılarımda korku filmlerini sevdiğimden bahsetmiştim. Şimdi ise çok daha korkunç olabilen bir programa takılıyorum, "A Haunting"
Her pazar saat 22:00'de Discovery Channel'da yayınlanan bu programda yaşanmış korkunç hikayeler anlatılıyor. Olayların gerçek olması bir yana, çekimlerle-canlandırmalarla iyice gergin hale getirmişler programı, ve çoğu bölümü korku filmlerinden daha korkunç oluyor.
Genelde aynı tip anlatımlar olsa da sıkılmayıp ilgiyle izlenebiliyor: "Rachel Long ve ailesi Geogia'daki evi görür görmez beğenmişlerdi, çocukların kendilerine ait odaları olacağından memnunlardı. Evin 8 yaşındaki en küçük kızı Mary ise evden hiç hoşlanmamıştı, onu korkutucu buluyordu. Taşındıkları ilk gece bunun yersiz olmadığını gördüler. Komisyoncu ve komşuları tarafından gizlenen bir takım sırlar vardı..."

Cumartesi, Haziran 10, 2006

Fazla Geniş Bir Yelpaze










Bu akşam Paul Oakenfold konserine gideceğim. Konserin Yedikule Zindanları'nda olduğunu görünce aklıma oraya en son Manowar konserine gittiğim geldi ve "Bir yere ait olma ihtiyacı"nı müzik zevkleriyle gidermediğim için sevindim, hepsi kendine has ayrı bir zevk veriyor bana.
Konuyla ilgili takılan arkadaşlar oluyor ama seviyorum her tarzın bazı özelliklerini napayım?! Manowar dinlemeyi de, Paul Oakenfold dinlemeyi de, yeri gelince Serdar Ortaç - Hande Yener dinlemeyi de, fasıla gidip Türk Sanat Müziği dinlemeyi de, Klasik müzik dinlemeyi de, Newage dinlemeyi de... seviyorum. Sadece bazılarını daha sık ve daha uzun süreli yapıyorum, ama diğerlerine de "Metalciyim ben, dinlemem öyle çıstak çıstak şeyler" diyip sırtımı dönmüyorum.

Bu akşam eminim ki Manowar'daki kadar coşkulu bir atmosfer ol(a)mayacak, ama keyif alacağımı biliyorum.

Cuma, Haziran 09, 2006

Sürücülük Üzerine Zırvalamalar

Bu aralar tek gündem maddem "Sürüş testi" olduğu için hep ondan bahsediyorum.
Testi yapacak kişilerden birinin "Gayet güzel kullanıyorsun ama bu şekilde testi geçemezsin" demesiyle moralim düştü ama devam ediyorum çalışmaya. Hiçbir şirket araba verirken ehliyetin ötesini sormazken en çok istediğim yerin Demir Bükey ile teste sokup, kullanmanın ötesinde "Defansif Sürüş Teknikleri"ni benimsemiş olmamı beklemesi beni iyice gerdi. (Gerilmemin nedeni en çok orayı istediğim ve bu aşamaya kadar geldikten sonra burdan dönmeyeceğimi umduğum için başka yerlerle de görüşmeleri büyük oranda kesmem ve bariz bir B planımın olmayışımdan kaynaklanıyor.) Belirsizlikten nefret ediyorum, imzayı atsam da rahatlasam.
Bir yandan bu yaşa kadar kaç kere istememe rağmen sürekli geçiştirip anca 15'er dakikadan 2 kere direksiyon çalıştıran babama söylenmiyor da değilim.
Hatta daha ileri giderek "Trafikteki hatalarından dolayı kadın şoförlere laf edip duruyorsunuz ama onların kötü olmasında erkeklerin de rolü var!" diyorum. Evde iki çocuk varsa erkek çocuk daha 10 yaşında babasının kucağında direksiyonla oynamaya başlar, kız çocuk ise 20 yaşına gelse bile babasının aklına bir kere bile direksiyon vermek gelmez! Erkekler küçüklükten beri olaya aşinayken kadınlar da büyüdükten sonra bir şekilde öğrenmeye çalışırlar...

Şu yazıyı hocamızla bir anımızı anlatarak bitireyim:
Geçen gün bir yerde önümdeki bir olaydan dolayı yavaşladım ve arkamızdakiler korna çalıp söylenmeye başladılar. O sırada yanımdaki hocam "Arkadakileri hiç takma, sen doğru olanı yapıyorsun, umursama onları" dedi. Kendisine verdiğim cevaba ben bile şaşırdım: "Hocam merak etmeyin ben sakinim, onlar bana değil size sövüyorlar zaten "Hay ben sana kullanmayı öğreten hocanın..." diyerek."
Hocam sadece "Doğru diyorsun" dedi ve sonrası sessizlik...

1 Yorum :

Cum Haz 09, 01:19:00 PM

ahah senin cevaba bayildim :)

diyor Blogger Mert Ulas...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Haziran 08, 2006

Bitti (mi acaba?)

Finallerim bitti!
Ne var ki hiç de bir rahatlama , efendime söyleyeyim bir kuş gibi hafif hissetme durumunda değilim.
Tek dersten kalma korkusu bir yana, mezun olmayı beklerken gelip "Bilmemne dersiniz eksik kalmış, mezun edemiyoruz" diyecekler diye ödüm kopuyor! (Kaç kere kontrol etsem de aklıma gelmiyor değil bu ihtimal. Aman Allah korusun!)
Sürüş testim de yaklaşıyor... Geçen gün hoca bana "Gayet güzel kullanıyorsun, olayı çözmüşsün, alır arabayı tek başına çıkar gidersin istediğin yere" dedi. Tam bu lafları dinleyerek havaya giriyordum ki hemen üstüne ekledi: "Ama sürüş testini geçemezsin!"
Türk tipi trafik kültürünü edinmişim. Mesela yol verirken durmak yerine sadece yavaşlayıp sonra gaza basanlardan olmuşum. Testi geçmek için anladığım kadarıyla çok defansif olmak gerek. Sakin sakin, durarak ve bol bol vites küçültüp büyüterek... Üşengeçliğe son kısacası, artık ikinci viteste yavaşlamak yerine tamamen durup bire takmak var!

Pazartesi, Haziran 05, 2006

Michael Jackson

2-3 gündür "Hastayım galiba, yanıyorum" dememe rağmen gayet takılmacı bir kişilik olduğum için "İyiyim, iyiyim, yok bişey" diye geçiştirip dolanmaya devam ediyordum. Ta ki "Ya ateşim var ama kaç ki bir bakayım" diyip 39 dereceyi görene dek! Görmemle beraber "Hastayım ben, yatmalıyım" tribine girmem bir oldu.
Yatma sürecindeki sıkıcılığı gideren şey ise Number One'da Michael Jackson günü olmasıydı. Bütün gün yattığım yerden, izlemekten asla sıkılmayacağım bir adamı izlemiş oldum.
Şu anda normal haliyle bile Thriller klibindeki kadar korkunç olmasına rağmen zamanında kafasındaki şapka, parmaklarındaki bant, kısa pantolonu ve beyaz çoraplarıyla yaptığı danslarıyla hatırlarım Michael Jackson'u ve bence kesinlikle tartışmasız bir şekilde gelmiş geçmiş en büyük stardır!
Doğumgünümde İpek, Michael Jackson kliplerinin olduğu CD'ler hediye etmişti, kimbilir kaç kez izledim ama hala doyamadım hala izlerim. Hatta gidip birkaç dansını izleyeyim şimdi...




Bu arada biraz bilgi vereyim, Beat It şarkısındaki solo Eddie Van Halen isimli büyük gitariste aittir ve kendisi sadece 500 dolar gibi komik bir para almıştır. Daha sonra albüm (Thriller) patlar ve denilen odur ki Eddie abimiz kendini ucuza sattığı için pişman olur.

Not: Thriller albümü 51 milyonluk (special edition da işin içine katılırsa 60 küsür milyon) satışıyla tüm dünyadaki satış rekorunu kırmış geçirmiş bir albümdür.

1 Yorum :

Sal Haz 06, 08:05:00 PM

Ben bazen seni anlamakta zorlanıyorum. Hatta aynı sebeple sen de beni anlamadıgını soyleyip duruyorsun.

diyor Anonymous pınar...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Haziran 04, 2006

Muhabbet Kuşum

Dün rüyamda muhabbet kuşumun öldüğünü gördüm. Bu hayvancıklar sindirimleri için kum yerler, güya bizimki de kum yerken boğazına kaçıyor, babam veterinere götürüyor ama kuşumu kurtaramıyorlar ve nefessizlikten ölüyor. Bunlar olurken ben dışardayım, eve geldiğimde cenaze seramonisi çoktan bitmiş, yeni vefat eden kuşum seneler önce ölen eski kuşumun yanına gömülmüş bile...
Bu rüyanın üstüne sabah kalktığım gibi ilk işim kuşu salıp onunla oynamak oldu. Ben onu canlı gördüğüme, o da saatlerce ordan oraya uçabildiğine sevindi.
Bu kuştan bahsetmeden önce eski kuşumdan bahsedeyim, ne de olsa ilk göz ağrım.
İlkokula gidiyor muydum yoksa daha mı küçüktüm hatırlamıyorum, bizim eve bir kuş alındı. O zaman acayip tırsmaktayım hayvandan, salındığı odada kalamıyorum ya da sanki nükleer santral elemanı gibi kuşun bana değmesine izin vermeyecek şekilde eldivenler, gözlükler, atkılarla sarınmış şekilde oturuyorum, parmağıma almak yerine elimle tuttuğum kaleme konduruyorum. Sonra ne olduysa zamanla alıştım, Elmyra gibi elimde sevmeye başladım, konuşmayı öğrettim vs. Bu şekilde 8 sene baktım o kuşa, kısacası resmen onunla büyüdüm. Sonra garibim yaşlandı ve öldü, ardından 3 gün ağladım, odamın penceresinden görünen bahçeye gömüp başına taş diktim, bir de üstüne Fatiha okumuştum.
Sonra senelerce kuş alınmasına izin vermedim, ölünce çok üzülüyorum diye.
Derken seneler sonra bizim eve bir kuş daha geldi. Yumurtadan yeni çıkmış, burnundaki etin rengi daha belli olmadığı için erkek sandığım bir kuş. (Erkek olmasının önemi insanlara daha yakın ve konuşmaya daha yatkın olmalarında yatıyor.) Kısa zamanda birkaç kelime söylemeyi öğrenince erkek olduğuna dair tahminlerimden daha da emin oldum, ta ki hayvan gözümün önünde yumurtlayana kadar! O günkü şaşkınlığım bambaşkaydı. Uzun süre erkek muamelesi yaptığım kuşuma artık kız gibi davranıyordum (Şimdi "Alt tarafı kuş, ne muamelesi ki bu?!" diyenler olacaktır, "Kuşumla aramda bambaşka bir bağ var boşverin belki sonra anlatırım" diyerek geçiyorum.")
Nereye bağlayacaktım unuttum, sanırım hastayım diye daha bir hassasım bugun, böyle ortada bırakmak istiyorum yazıyı, zaten uzatmışım iyice hislenip.

Edit: Resimleri ekleyebildim. Şu anda bu yazıyı editlerken kulağımı ısırmakta olan cazgır dişi işte bu resimlerdeki cadı!

Cumartesi, Haziran 03, 2006

Alev Alev

Yanıyorum.

Ama sanacağınız gibi içten değil, tamamen fiziksel. 2 gün önceki klima bugun beni mahvetti. Boynumu oynatamıyorum, gözlerim yanıyor ve sürekli akıyor, midem bulanıyor, başım dönüyor, en önemlisi deli gibi ateşim var ve bu resmen basıma vuruyor, beynim zonkluyor.
Hiç böyle olmazdım, fena çarpılmışım.

Bu halde keyif aldığım bir ortamdan kopmamak için elimde buz boşeti, yüzümde gezdirerek monopoly oynamayı başardım! Artık dayanamayacağımı anladığımda eve geldim, havale mi geçiriyorum korkusuyla buz gibi bir duş aldım ve şu anda saçlarımın kurumasını bekliyorum.

Ben en iyisi gidip yatayım... Zorlamanın anlamı yok kendimi şu anda...

2 Yorum :

Paz Haz 04, 11:45:00 AM

e ama özgecim en son bıraktığımda üşüyodun sen çimlerde, güneşin altında? "ısınamıyorumm.. beyaz o,yansıtır güneşi giymem onuuu" hali hani? aa.. geçmiş olsun arkadaşımm :(

diyor Blogger deryik...  
Paz Haz 04, 12:30:00 PM

gecmis olsun :)

diyor Blogger Mert Ulas...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

Durum Raporu

Bugun on yüz bin tane sınava girdim!

Biri okuldaki kendi finalimdi, diğerleri ise "Sektöründe lider bir ilaç firması"nın sınavlarıydı. (Hep "Fırsat olsa da bu tabiri kullansam" demişimdir ilanlarda gördükçe.)
Başka yerle anlaşmanın eşiğinde bir insan olarak laf olsun diye rahat girdiğim sınavlar oldu ama oradan oraya mülakatlara, sınavlara koşturmaktan bitap düşmüş insanlar bu aşamalara artık iyice gıcık olmaya başlamışlar. Ortamdaki diyaloglar şu şekildeydi: "Zaten çağırmışsın Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden CV'leri en dolu olanları, bunlar oralara girmeyi başarıp çıkmayı da başarmış insanlar, senin vereceğin testi havada karada yapacak tipler, ne diye manavdan karpuz seçer duruma düşürüyorsun da bütün gün bin tane şey yazdırıyorsun?! Yapacaksan farklı kişilerle birkaç mülakat yaparsın. Yok IQ testi, yok kişilik envanteri, yok kompozisyon, yok değerlendirme merkezi... Bin tane şey çıkardınız başımıza. 10 sene önce mezun olup kapılmak varmış! NASA'da çalışacakmışız gibi eliyorlar insanları ama aldıklarına bakıyoruz da staj yaparken iş ortamlarında hiç aşmış tipler göremedik... Yarın saat 10'da Kavacık'ta sınava gireceğim ordan çıkıp Erenköy'e mülakata gireceğim. Falanca yerin mülakatıyla da filanca yerin assessmentı çakışıyormuş bakalım napcam?..."

Neyse bunlar bir yana, bugünkü sınavın kompozisyon kısmında 20 yy. ile ilgili yazı yazacaktık. Herkes interneti falan anlatır diye düşünerek globalleşmeden bahsettim. (Ve çıkışta öğrendim ki herkes interneti yazmış.) Tam da sabah 9'da konuyla ilgili bir sınava girdiğim için onu takır takır yazıp çıkarım diye düşündüm. Kağıdımı okuduklarında kesinlikle entellektüel bir izlenim bırakacağım ama iyi yanlarının yanında globalleşmenin kötü yanlarından, mesela eşitsizliğe neden oluşundan da bahsettim, multinational company dediğimiz şeyleri de az biraz olayın içine sokarak devam ettim; işte bu yüzdendir ki belki de aramazlar sonraki aşamalar için. Gerçi ben de bu konuyu tuzum kuru diye yazdım, ararlarsa ne ala. (Bu arada Derya bir süre görüşmeyelim, yoksa iyice sana benzeyip "Afrikalı çocuklar aç kalmasın" diye pankart açacağım yakında.)

Diğer tarafa gelince, sürüş testine günler kala ben direksiyon derslerime devam etmekteyim. Babam "Kız başına saçma sapan mahallelerde bakkallara mı gideceksin?!" dese de yılmıyorum ve satışta kariyer yapmaya adım atıyorum! (Bugün oturdum babama izah ettim, başlangıcın mecburen öyle olacağını, sonra zincir mağazalara geçeceğimi umduğumu vs.)
Bugün akşam 6-8 iş trafiğinde takıldım ve direksiyon basındaki ilk dokundurmamı yaptım! Bebek sahilinin dar yollarında karşıdan üstüme doğru gelen otobüsten tırsarak sağa kaçtım ve o tarafta park halinde olan aracın aynasına değdim. Neyse ki çok yavaş ve ucundan oldu da bişey olmadı. (Sadece moralim bozuldu hocayla çıktığımda bile değdiriyorum diye!)

Şimdilik durum bu...

3 Yorum :

Per Haz 01, 03:15:00 PM

yürü be özgecim bea :) 20.yy'dan sadece interneti anlayanlara ne diym ki ben yani... bence "ne halt yediğinizi biliyorum ama sizi olduğunuz gibi seviyorum" mesajı olmuş o. güzel olmuş.

Aynalara da hep öyle zarifçe dokunsalar be Özgecim. Takma sen, yokuş başında yanımda durup camı hafifçe indirip "atla bebek" diyeceğin günler yakın, beklemedeyim :)

diyor Blogger deryik...  
Pzt Haz 05, 10:38:00 AM

bence satisci olunmaz, satisci dogulur
eger oyle biri olduguna inanmiyorsan zorlamaya gelmez

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Pzt Haz 05, 10:56:00 AM

@Derya: Böyle konuşuyorsunuz da bir tane arkadaşım "Arabayla gezerken ben de geleyim takılayım seninle" demiyor. Güven yok mudur hiç nedir? :)

@Murat: Ben çok inanıyorum, işverenler de inandılar ama asıl işe girdikten sonra görebileceğiz gerçekten satışçı mıyım diye sanırım.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Mayıs 30, 2006

Sınavların İçinde Kaybolmaktayım

Dört bir koldan sınavlarım var!
Okul tarihinin son finalleri ve iş başvuruları sınavları bir arada!

Okul finallerinden bahsetmek gerekirse, ilk finalime 24 saatten az bir zaman kala daha çalışmaya başlayamamış olmam motivasyonum hakkında ufak bir ipucu verecektir sanırım. Bütün hocalar gelip "Özgecim hiç kasma verelim biz sana en güzelinden birer DD, sen de hiç debelenme boşuna, finallere girme, öyle otur aşağı" deseler memnuniyetle kabul eder ve not kaygısı gütmeden mezuniyetimi kutlamaya başlarım. Şimdi çoğundan geçmek bir yana, DD'den yüksek bir not alacağım belli gibi ama gene de "Ya bunlar son finaller, birinden çaktık mı mezun olamıyoruz" stresi yaşanıyor içten içe.

İşle ilgili sınavlara gelince, bunlardan beni en çok gereni işe alınmamın eşiğine geldiğim şirketin sürüş testi! Trafiğe çıkıyorum, en yoğun iş trafiğinde bile kullandım; ama ne var ki hiçbirinde yalnız değildim. Yanımda biri olmadan kullanabilmek için hergün 2 saat yollardayım. (gene yanımda biri oluyor ama biraz daha böyle kullanıp sonra yalnızlığa geçmem gerek) Şirketle görüşmelerimin sonunda "Hayırlı olsun" dediler, imza öncesi son aşama ise bana araba verebilmeleri için geçmem gereken sürüş testi! 2 haftam var...

Onu bunu bırakın da mezuniyete bir ay kaldı ve hiiiç "Mezuniyette ne giyeceğim?!" krizi yaşayacak vaktim olmadı. İnsanlar kıyafetlerini almaya başlamışlar, bu gidişle son 1-2 hafta deli gibi kıyafet ararım artık...

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

24 Mayıs 2006 Duman Konserinden Sonra...

Geçen çarşamba Duman konserine gitmiştim. O zamana kadar bir şarkılarına yeterli özeni göstermediğimi fark ettim, bu aralar paso onu dinliyorum.
Şarkıyı kendime hediye edip bir daha dinleyeyim...

Yalnız mı kaldın?
Bir tek sen mi varsın?
Yalnız mı kaldın?
Belki alışman lazım bu yalnızlığa
Belki katlanman lazım...

3 Yorum :

Sal May 30, 07:15:00 AM

bu sorularin cevaplari cook onceden verilmisti

ilgili eser: yalnizlik omur boyu
soz: mazhar alanson
beste: fuat guner

sonuc: evet alismak lazim

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Sal May 30, 10:50:00 AM

Çok acımasız bir yorum olmuş bence... Bu kadar kesin düşünmüyordum bu konuda...

diyor Blogger Ozge...  
Sal Haz 27, 11:33:00 PM

duman ve "aman aman"...

keşke konserine gitseydim. eminim çok eğlenirdim.

diyor Blogger Red Cat...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Mayıs 28, 2006

Kontrolsüz Güç Güç Değildir!

Saat gecenin 4 küsürü, 2 kişi 2 şişe şarap devirdik, uykusuzuz, kafalarımız dolu, aksiyon yaratmak istiyoruz... Ama buna rağmen aklımıza gelen her fikir hala bir dolu aşamadan geçip reddedilmekte....

Seneler boyu otokontrolümün yüksek oluşu, nerede duracağımı bilmem gibi nedenlerle kendimi takdir etmişimdir ama işte bu gece olduğu gibi bazen insanın kendini rahat bırakamaması kendine kızmasına neden olabiliyor. Şu anda öyle bir haldeyim ki, hani sarhoş olup hoşlanılan kişiye bir gazla mesaj atılır ya, işte tam o haldeyim ama ne var ki hala "şimdi atsam yarın sabah pişman olur muyum?" diye düşünüyorum. Bazen kendimi çok daha rahat bırakmak istiyorum, sonucunu düşünmeden davranabilmek istiyorum.
Ama olmuyor, en gaza gelinmesi muhtemel zamanlarda bile... Ve işte bazen incilerim dökülecekmiş gibi gururuma yediremediğim için acaba çok mu şey kaçırıyorum diye düşünmeden edemiyorum.

Bu yazı için ve kontrol manyaklığımı paylaştığı hatta kendisi de yaşadığı için "Special thanks to Pınar" demek istiyorum ve "Ben hiç ... yapmadım" diyip daha çok kadeh tokuşturacağımız günler diliyorum, Jack ve Kate misali.
(Bu saatte bile, şu durumumuzda bile, yazı yazarken bile... İmlaya bakma bari... İlla her şey kurala uygun olacak!)

2 Yorum :

Paz May 28, 08:26:00 PM

ben bıraktığımda baya ayıktın özgecim:) neler kaçırmışım neler....

diyor Anonymous m...  
Paz May 28, 08:35:00 PM

Okuduğun üzere çok kaçırdığın bir şey yok, ayık halimden bir farkı yoktu... (Muhabbeti kaçırmış olabilirsin sadece :) )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Mayıs 25, 2006

İşsizliğin Ortasında (Biri Bana Direksiyon Çalıştırsın)

Bu aralar iş başvuruları halindeyim ve bilimum şirketin "Takım çalışmasındayken ortaya acayip bir fikir koyup takımın kaderini değiştirdiğiniz 2 durumu anlatınız" tipi nefret sorularıyla uğraşmaktayım. Hepsi birbirinin aynısı olsa bir kere yazıp copy paste edeceğim ama gayet yaratıcı davranıp herkes kendi sorularını hazırlamış.
Farklı soru tipleri var, biri yukarıda verdiğim örnek gibi "Ama ben böyle bir şey yaşamadım" deme ezikliğini göstermek istemeyeceğiniz cinsten. İkinci tipimiz bunun daha ayrıntılı olanı: "Takım çalışmasında bulundunuz mu? Rolünüz neydi? Takıma nasıl bir katkıda bulundunuz? Hiçbir engelle karşılaştınız mı? Bunu aşmak için bireysel olarak siz ne yaptınız? Sonuç ne oldu? Şimdi olsa gene aynı şeyi yapar mısınız? Neden? Bu sonucu bekliyor muydunuz? Amca kızınız durum hakkında ne dedi? Siz ona ne cevap verdiniz?..." diye ardı kesilmeyecek gibi aşama aşama sorarak konuyu daha derinlemesine irdeleyenler. Üçüncü tipi ise daha yeni gördüm o da başı verilen paragrafın gerisini getirmece şeklinde: "Başarılı bir insanım çünkü..." diye başlangıcı onlar yapıyor ve siz de gerisini dolduruyorsunuz.

Hem bu sorularda hem de mülakatta o ince dengeyi yakalamak lazım; "Takım ruhuna hakimim ama aynı zamanda lider ruhluyum" gibi. Tabi bu dengeyi yakalarken kendi içinde tutarsızlık yaratıp maymun olmamak gerek: "Başarı odaklıyım, başarı için ne gerekirse yapmaya hazırım ama kişiler arası anlayışa da sahibim ve insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim, hımm belki de bu durumda başarı için her yol mübah değildir... Hımm..."

Sonuç itibariyle bu aralar yoğunluk başladı, yarın bir sınav ve mülakatım, çarşamba başka bir şirketin sınavı ve haziranın ilk haftasında başka bir şirketin mülakatı var. Bakalım ne çıkacak...
Ha bir de finallerim var az kalsın unutuyordum...

Bu arada beni en çok geren şey ise yazın staj yaptığım şirketin satışına başvurmuş olmam ama ehliyetim olmasına rağmen trafiğe çıkamıyor olmam! Satışta araba veriyorlar bayii ziyareti yapacağım için ama işe almadan da sürüş testi yapıyorlar! Ben ise henüz ara yollarda takılıyorum, park çalıştığım için fena da park etmiyorum ama gelin görün ki bir Barbaros Bulvarı'na çıkıp da sollama yaparak gidemem. Oraya çıksam bile en sağ şeritte (muhtemelen bir otobüsün arkasına takılıp kalmış şekilde) 30-40 km hızla tin tin ilerliyor olurum. Haftaya Demir Bükey abiyle sürüş testine sokabilirler, o zamana kadar ne yapacağım ben?!

2 Yorum :

Cum May 26, 03:18:00 AM

Ya işte Özge ben de buna gelemiyorum yaa. Nasıl bir rekabettir. "Ben başarılıyım çünkü özgeyim" desen, "grup çalışmasında naptığımı aklın almaz" desen noluyo mesela? "vaay" mı diyolar, "hadi len" mi? Fal bakar gibi ya rabbim, ben anlamıyorum gerçekten bu dilden,sana hayranım. Ama bak sürüş testi yapan zihniyet yarın öbür gün buraya da sızar "bakalım bizi gerçekten seviyo muuu" diye. paranoyak bunlar. bi de şey.. arabayı alınca bizi bara götürücen di miiii :)

diyor Blogger deryik...  
Cum May 26, 08:54:00 PM

Ya zaten formun birinin üstüne "Alt tarafı deterjan satacağız amma kastırdınız! Kendiniz kaybedersiniz beni almazsanız!" yazıp yollamak istedim bayınca.
Bu arada son bomba haber şu ki eğer direksiyon olayını iyice kaparsam temmuzda işe başlıyorum!

Bu arada dediğin gibi okurlarsa burdan yetkililere sesleniyorum, sizi çok seviyorum : )))

Sizi discoya götürcem!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Mayıs 23, 2006

Hard Rock Hallelujah


Eurovision yarışmasında favorim olan grup Lordi kazanınca buradan kısa bir tebrik yazısı yazasım geldi.
Hepsi birbirine benzeyen ilkokul müsamere şarkıları arasında farklı oldukları için, rock müzik sevdiğim için ve bir nevi Eurovision ile dalga geçer havaları olduğu için kendilerini sevdim, oy vermesem de Türkiye'den de 7 puan alarak birinci olmalarını gülerek karşıladım.
Biz Sertab'ı, Athena'yı, Sibel'i kısacası Türkiye'de almış namını gitmiş ve tecrübeleriyle yarışmaya birkaç beden büyük gelebilecek isimleri yarışmaya sokarken neyse ki diğerleri U2, REM falan sokmuyor da böylece kazanma şansımız oluyor diyordum. Gidişat böyleyse biz de seneye Pentagram ile yarışalım bari...
Umudum şu ki bu adamların gazıyla belki rock-metal biraz daha yükselişe geçer, tekrar popüler olur. Ben bile böyle konuştuğum halde pop müzik esiri olup radyoda çıstak çıstak parçalar dinliyorum seve seve, takip etmez oldum metal babalarından ne albümler çıkıyor diye. Bu adamların birincilikleri vesilesiyle ben de gaza gelip eski kaset ve CD'lerimi dinlemeye başladım, "Rock rulez!" diyerek...

2 Yorum :

Per May 25, 05:06:00 AM

niye yzmiyosun?

diyor Anonymous Adsız...  
Per May 25, 10:00:00 AM

Yazacağım dediğim bir şeyi yazmamış mıyım yoksa "Bloguna neden az yazıyorsun?" tipi bir soru mu bu tam anlayamadım. İlkine dair bir şey hatırlayamadığım için ikinciye cevap vereyim: Finallerim kapıda ve ben iş arıyorum; sınavlara, mülakatlara gidiyorum. Bloga çok bakamıyorum çünkü iş bulma sitelerine takılmaktayım bu aralar...

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

I'm Back!

4 gün rehabilite olduktan sonra şehre döndüm, ve artık monitörümün de gelmiş olduğunu görüp hemen blog sayfama damladım. Bu arada bilgisayar kullanamazken aklıma zilyon tane şey geldi yazacak, şimdi "Keşke not etseymişim" diyorum.
Ben yokken Pınar beni sobelemiş, ama o soruların cevaplarını bilahare vereceğim.
Pınar demişken, kendisinin bir daha asla beraber otobüse binmeyeceğim bir arkadaşım olduğu ayrıntısından bahsetmek istiyorum. Onunla ne zaman otobüse binsem iki katı zamanda gideceğim yere varıyorum, bu gelenek geçen cuma da değişmedi. Bindikten sonra daha bir durak ilerlemiştik ki kaza olduğunu gördük ve inip yürümek zorunda kaldık.

Her şey bir yana, okulun son haftası...

Salı, Mayıs 16, 2006

Ödev

Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir ödevi son gün dışında, daha öncesinden rahat rahat yapmadığımı fark ettim. Mezuniyete bir aydan az kaldı, dün gece panik halinde yapmaya başlayıp bugün teslim vaktinden 10 dakika önce bitirdiğim ödev ise muhtemelen hayatım boyunca yapmış olacağım son öğrencilik ödevim oldu. Şubat ayından beri teslim tarihi ve konusu belli olan ödevin zamanı bir gün uzatıldı ve ben o bir günü bile harcayıp gene son gün yapmış oldum. Sanıyorum son dakika paniğinin salgılattığı adrenalinle kafam daha iyi çalışıyor, daha iyi performans sergiliyorum.
Mezun olmadan bir ödevim daha olursa en az iki gün öncesinden bitirip bir ilke imza atacağım!

Bu arada ödev demişken bahsetmeden geçemeyeceğim, aile arasında ilkokul ödevlerim hala geyik konusudur. Türkçe, Sosyal Bilgisi gibi derslerde "Okuduğumuzu anladık mı?"başlığı altındaki sorulara "Bilmiyorum", "Evet" gibi kısa ve öz cevaplar verip, uzunlarına "Sayfa 21'de yazıyor" diyip geçtiğimi fark ettiklerinde benim üniversite bitirebileceğime inanmamışlardı (zaten ben de "Okumayacağım" modunda bir çocuktum, sonra yeni öğretmenimle bir anda tersine dönüp açıldım resmen. İşte öğretmeni sevmenin bir çocuğun hayatındaki etkisi!) (Neyse ki Sosyal Bilgiler'de böyle ilgisiz olsam da Matematik'te hep dahi damgası yiyecek kadar başarılı oldup ordan toparladım, sonra ne olduysa üniversiteye geldiğimde bu okul beni aptallaştırdı, onda da batırmaya başladım!)

2 Yorum :

Sal May 23, 11:03:00 AM

son gececiler sanki hayatta daha basarili olurlar gibi gelir bana... nedenleri: surekli risk alma, adrenalin tutkusu, ansizin ivmelenme becerisi etc.

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Sal May 23, 11:16:00 AM

Bir de nasıl bir durumdur ki ödeve bir hafta öncesinden baslansa da yaya yaya son gece bitebiliyor. En azından son gece baslayınca gene yetişiyor ve önceki 6 gün rahat geçiyor : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Mayıs 12, 2006

Monitörüm En Sonunda Öldü!

Şu anda internet cafedeyim çünkü monitörüm en sonunda ufak bir patlama yaşadı ve içindeki kablolar yandı!
Bir haftadır monitörün ekranını yarım görerek yazıyordum, ekran iki taraftan bastırılmıştı ama gene de inatla kullanıyordum gözlerimi iyice bozma pahasına. Dün gece en sonunda isyan etti ve bilgisayarcıya gitmek farz oldu!

Cumartesi, Mayıs 06, 2006

Encarta Instant Answers!

Can sıkıntısı insana neler yaptırıyor, elin robotuyla bile konuşmaya çalışıyorum!
MSN'de sıkıldıkça sardırabileceğim yeni bir şey var artık listemde: Encarta Instant Answers!

encarta@conversagent.com adresini ekliyorsunuz, sonra başlıyorsunuz msn penceresinden muhabbete... Her listede olması gerek; hem sorularınıza anında cevap veriyor hem de sohbet edilebiliyor. Az biraz Türkçe de biliyor!

- Do you speak Turkish?
- Türkçeyi seviyorum ama iyi konuşamıyorum.
- I love you
- Oh yes? I love you too. :)
- Really?
- Yes. That's right.
- Will you marry me?
- Can't we just be friends instead?
- Why don't you marry me?
- I don't think so. What would your parents say?
(bir süre sonra)
- You are really boring
- I thought we were having fun.
- Anyway...
- Yes, anyway... What should we talk about?
- I don't want to talk
- That's OK with me, you have to draw the line somewhere. But what do you want then?
- I will sleep now
- Sleep well Oz. I'll be online when you come back.
- See you
- Bye Oz. Hope to see you again soon.

1 Yorum :

Pzt May 08, 09:44:00 PM

teşekkür ederim... öok faydalı bir paylaşım olmuşşş

diyor Anonymous Adsız...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Mayıs 05, 2006

Döndüm...

... ruhumu Antalya'da bırakarak.

Tamamen tatil sendromunun içerisindeyim. İstanbul'a ayak bastığım anda itibaren moralim bozuldu, denizi bırakıp soğuk havaya, yağmura geldik diye. Ne güzel malak gibi yiyip içip yatıyordum. Tatil modunu uzatmak için sabah eve geldiğimden beri "Mueve la Colita Mamita Rica" dinleyip animatörlerin yaptırmaya kastığı salak bulduğum dansı hatırlamaya çalışıyorum., arada bir çektiğimiz resimlerden bilgisayara aktarılanlara bakıyorum...
Daha sonra resim de koyarak uzun uzun anlatır mıyım bilmiyorum; kendi aramızda geyik yapıyoruz bol bol, o yüzden buraya yazmaya üşenirim gibi gelse de diğer taraftan ilerde okumak için döktürmek istiyorum. Şimdilik "Çok güzel geçti, bir daha yapmak lazım böyle toplu!" diyerek geçiştiriyorum tatil boyunca bakamadığım blog sayfamı.

Mehtap'a: Keşke başından daha uzun planlayıp 2-3 gün daha kalsaydık... Ama tekrarlayacağız değil mi?! Daha yeni açılmıştık! : )

(Edit: Talep doğrultusunda sadece kendim için değil, tatile gelenler için de ilerde okuyup hatırlasınlar diye bilahare toparlamaya çaba göstereceğim.)

Cumartesi, Nisan 29, 2006

Tatil!

Yarın sahilde yatıyor olacağım!
Günlerdir süren koşturmacamın ardından bu gece Antalya yollarına düşüyorum!
Önümde ta finallere kadar başka sınav yok, bugün iş başvurularımı tamamlıyorum, önümüzdeki haftanın radyo programını da hazırladım... Gidip artık rahat rahat tatil yapabilirim.
Zaten sevdiğim insanlarla beraber gidiyordum ama tesadüfen en yakın arkadaşlarımdan Duygu'nun da arkadaşlarıyla aynı yerde bizimle olacağını öğrenince çoook mutlu oldum! Beraber gittiğimiz tayfa süper, gittiğimiz yer (herşey dahil, limitsiz içki!) coşmaya müsait, üstüne bizdeki bu mezuniyet öncesi coşkusunu da eklersek diyebileceğim tek şey var ki o da tam tabiriyle eğlencenin dibine vuracağımız olacaktır!
Günlerdir sınavlara çalışamıyordum ama bir şekilde "Ay Cumartesi gelsin artık!... Ay diş fırçamı unutmayayım!" diyerek kopuşlarla geçip gittiler. O sırada yolda dinlenebilecek şarkıların playlistini bile yapmıştım. Gidip son hazırlıkları yapma vakti...

Perşembe, Nisan 27, 2006

Uyuyabilmek

Yatağa yatıyorum, sabah erken kalkmam gerek, saat zaten gecenin 2'si olmuş bile! Dön, dön... Uykum yok... Slow müzik aç... Radyoyu kurcala... Hala gelmedi uykum... Geçmiş ve gelecekle ilgili bilimum saçma sapan ayrıntıları düşün... Bir daha dön... Hayal kur, acaba şöyle olsa nasıl olurdu? diye... Saat de 3 oldu...
Zaman zaman bu sendromu yaşıyorum, ve işte o an resmen zihnim açılıyor (ders çalışırken uykum geliyor ama uyumaya çalışırken zihnim açılıyor!) ve uyumaya çalışacağıma aklıma bilimum saçma şey geliyor: "Koyun sayma tekniğini kim buldu acaba? Dünyanın en sıkıcı işi. O kadar uykum yok ki sabaha kadar sayabilirim, peki bu durumda acaba sabah 7'de kaçıncı koyun atlıyor olur? Her seferinde söylediğim sayı uzayacak, süre uzayacak, bu durumda bir koyunu ortalama 4 saniyede atlatsam, önümüzde de 4*60*60=14400 saniye var. Bu durumda sabah 7'de 3600'ü koyunu atlatıyor olabilirim! Hımm beklediğimden az çıktı ya!"

İşte böyle durumlarda en etkili uyku getiricim çalar saat! Uykumun olmadığı anlarda sabahın körü olduğunu ve başımda çalar saat çaldığını düşünüyorum ve acayip işe yarıyor! Uykunun en tatlı yerinde çalar ya saat, nasıl da hemen kapatıp uykuya devam edesi gelir insanı... İşte o anı yaşamaya çalışıyorum ve gerçekten uykum geliyor! (Şöyle bir dezavantajı oldu ki ben sabah saat çalınca daha ilk saniyesinde hemen uyanarak onu kapatıp Energizer Tavşanı gibi yataktan hemen fırlayan bir insanım ama çalar saati düşünerek uyuduğum gecelerin ertesinde saati algılamam garip olabiliyor.)
(Not: "Yeterince yorulmadığın için uyuyamıyorsundur" demeyin, fiziksel ne kadar yorgun olsam da kafada 1500 tane şey döndüğü için uyuyamıyorum.)

2 Yorum :

Cum Nis 28, 03:46:00 PM

En iyisi hiç uyumamak, zaten 2 saat uykuyu yeterli kılan bir hap da bulmuşlar, uyuyup vakti boşa harcamaktansa, oturmak lazım sabahlara kadar, zaten bünye bi süre sonra uyuyakalcaktır : )
Ama sen yine de uyu her gece : )

diyor Blogger Ozias...  
Cmt Nis 29, 05:11:00 PM

Doğru diyosun, vakti boşa harcamayalım. En ağır çalışan işçinin bile vucut yorgunluğunun atılması için 4-5 saat uyku yeterliymiş. Buna ek olarak beyin yorulmaz da diyorlar... O zaman günde 3-4 saatle idare edelim : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home