bevr

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Keşke Yapmasaydı...

Aslında işten çıkıp eve gelirken keyifli keyifli Hollanda maceralarını yazma planım vardı, ama yolda gördüğüm bir şeyden çok etkilendim, tamamen keyfim kaçtı ve bunu yazmak istedim.

Yaklaşık 1 saat önce Boğaziçi Köprüsü'nü geçmekteyken sağ tarafımdaki demirlerin önünde bir adam gördüm. Trafik gayet rahattı, ben de sallana sallana gitmekteydim. Tam yavaşlamış adama bakıyordum "Bu adam napıyor burda?" diye düşünerek. Yanından geçerken daha dikkatli bakmaya başlıyordum ki bir anda adam ellerini bırakıp aşağıya atladı!
Resmen kitlendim! Etrafta "N'olur atlama" diyen kimse, veya herhangi bir insan topluluğu yoktu; adam tek başınaydı, o yüzden acaba yanlış mı gördüm diye düşünüp ilerliyordum ki önümdeki taksici kenara çekip durdu (muhtemelen adam bu taksiden inmişti) ve inip koşmaya başladı, sonra arkamdaki jipteki adam ve kadın da durup indi ve demirlere koşmaya, bağırmaya başladılar. O zaman doğru gördüğümü anladım: 2 metre önümde biri intihar etti!

Kenara çekip 5 dakika boyunca insem mi inmesem mi diye düşündüm. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu ve yolu tıkamamaya karar verdim. Köprüyü geçtikten sonra müsait bir yerde tekrar durup 15 dakika nefes aldım ve birkaç arkadaşımı aradım.

Birkaç saniye erken ya da geç geçsem o sahneyi görmeyecektim. Öyle bir zamanlamaydı ki tam adama bakıp ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

Yazık oldu.
Kimbilir ne derdi vardı ki şov yapmadan, hiç beklemeden bırakıverdi kendini onlarca metreden denize. Belli olmaz ama kurtulabileceğini sanmıyorum. Keşke yapmasaydı...
Allah kimsenin başına böyle bir ümitsizlik vermesin...

5 Yorum :

Çar Kas 22, 08:33:00 AM

bir kiz da beylerbeyi sarayindaki agaclarin dallarina takilmis, sanirim senin gordugun o degildi

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Çar Kas 22, 10:28:00 PM

Ta kendisi : (

Ben akşam karanlığıyla adam sanmışım. Saatler birbirine tutuyor, gördüğüm o kız olsa gerek.

diyor Blogger Ozge...  
Çar Kas 22, 11:27:00 PM

özgem yaa... çok üzüldüm. yani o kıza da üzüldüm, denk gelmene de üzüldüm, kimsenin olmayışına da.

sarıldım sımsıkı buralardan, haberin olsun.

diyor Blogger deryik...  
Per Ara 14, 11:59:00 PM

Allah rahmet eylesin

diyor Blogger aqua...  
Per Ara 14, 11:59:00 PM

korkunç

diyor Blogger aqua...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Kasım 16, 2006

Dikkat Türk Çıkabilir!

Bugün itibariyle Den Haag belediye başkanlığına adaylığımı koyabilecek kadar şehre hakim oldum! (Bir gün yeterliymiş bunun için. Aynı sokaklardan 8. geçişimden sonra "Gözünü sevdiğimin İstanbul'u be!" diyerek memleketimizin ne kadar güzel olduğunu, ne kadar çeşit alternatifimizin olduğunu fark ettim. Geçecek pek bir yer olmadığı için Mauritskade, Noordeinde ve Kortenaerkade yollarından 15 kez geçmişimdir.)

Derya dersteyken elimde haritayla dolanıp bilimum insanla muhabbet ettikten sonra buranın yerlisi gibi olmama Derya bile şaşırdı (zira kendisine yol tarif etmeye başladım.) Bunda kesinlikle yaptığım işin etkisi büyük. Aylardır yer-yön duygumla yalnız başıma elimde haritayla İstanbul'un hiç gitmediğim yerlerini dolaşmaktan bir alışkanlık oldu keşfetme süreci.

Derya'nın gelmesiyle beraber başarısız bir 2'li bisiklet denememiz oldu ve daha sonra sanki memleketten çok ayrı kalmışım da özlemişim gibi Türk restoranına (adı da Lokanta) yemeğe gidip Mustafa Sandal dinleyerek yemeğimizi yedik. Bütün yemek boyunca Derya'yla insanların hayattan keyif almayı bilmediklerine dair konuşmalar yapıp yan masalardaki zevksizlere bakıp sinir olduk. (Öyle uyuz yiyorlar ki "Bırak bırak! Sen ne anlarsın bundan" diyerek tabağı önlerinden alasımız geldi. Bizim dışımızda yediği yemeği yemek zorunda olduğu için değil de keyif almak için yiyen bir kişi vardı, o da Hollandalı değildi zaten.)

Geceye doğru anlamsız bir şekilde bomboş olan yollarda "Ada Sahilleri"ni söyleyerek barlarına akmaya başladık. Prince Bar, O Casey's, Havana, De Patter, Fiddler, Murphy's vs. derken kendi adıma denenmedik bira çeşidi kalmaması yönünde önemli girişimlerde bulundum.
Girmeye tırstığımız La Luna ve şirket partisi olduğu için giremediğimiz Richard abinin yeri de giremeyip içimizde kalan yerler olarak listede yerlerini aldı. (Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi Derya yazar diye ona bırakıyorum.)

Günün kapağı:

Her yerden Türk çıkabilir düşüncesiyle etrafı iyice süzüp ondan sonra Derya'yla kendi aramızda "Sence bu nereli?" tahmin çalışmalarının ardından rahatça Türkçe konuşup mekandaki tiplerin analizini yapmaktaydık.
Havana'nın barmeni bonus saçlar ve melezimsi teniyle Türklere hiç benzemediği için gayet rahattık. (Hatta ben nedense Kamerun'lu olduğunu düşünmekteydim.) Kendisinden çakmak istedik, verdi, kullanıp masaya koyduk. Zaten bütün gün Hollanda'daki hizmet kalitesinin ne kadar düşük olduğunu konuştuktan sonra adamın çakmağı gıcık bir şekilde önümüzden alması bize battı ve "Ne diye hemen aldı ki önümüzden, ne uyuzlar, kullanıyorduk ne güzel cık cık cık" dedim, Derya da destek vererek konuşmayı sürdürdü. İşte tam o esnada barmen nereli olduğumuzu sordu ve Türkiye diyince Türkçe konuşmaya başlayıp adı olan Sertaç dövmesini gösterdi!
O an Derya'yla dumur bir şekilde herifin bizi ne kadar zamandır dinlediğini ve çakmak şikayetimizin ardından bizi bozmak için ne kadar güzel bir zamanlamayla müdahale ettiğini düşünüp diğer mekanlarda Türkçe konuşurken bile dikkat kısık sesle konuşmaya başladık.


Yarın Scheveningen'de kahvaltı faslının ardından Rotterdam'a geçerek Den Haag'ı bitirmiş olacağım.
Şimdi yatmadan önce denemem gereken bazı şeyler daha var...

2 Yorum :

Cum Kas 17, 09:01:00 AM

iyi eglenceler darısı basımıza :)

diyor Blogger aqua...  
Çar Kas 22, 10:28:00 PM

amin : )))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Özge Hollanda'da

Uzun bir aradan sonra yıllık iznimde yeniden yazıyorum, ve bu sefer Hollanda'dayım
(Ayşegül serisi gibi oldu, Özge Hollanda'da...)

Derya an itibariyle derste, ben de onun odasında telefonumun şarjınının dolmasını beklerken bir şeyler karalamaya vakit buldum.
İşe girdiğimden beri ilk defa böyle durduğumu hissettim. "Zaman geçirmem gerek, oyalanayım. ayrıca yapacak birşey, kafamı meşgul edecek bir şey yok!"... Öğrencilikte böyleydim, özlemişim bu öğrenci hissiyatını...

Dün uçağı beklerken Selen diye bir kızla tanıştım. Yolculuğun öncesi ve sonrasıyla yaklaşık 6-7 saat muhabbet ettiğimizden dolayı iyi bir muhabbet insanı daha kazandım diyebilirim. (Bunda uçaktaki Heineken kardeşliğimizin de etkisi var tabii, yol daha uzun olsa artık içmekten nara atarak inebilirdik. Garibim gideceği yerden bihaberdi indiğinde, acaba otelini bulabildi mi?...)

Hulusi sağolsun beni havaalanında karşıladı, Selen'e de ne tarafa gitmesi gerektiğini söyledikten sonra Den Haag'a (yani Derya'ya) giden bir trene bindirmek üzere girişimde bulunurken aklını çeldim ve o da geldi Den Haag'a. Akşam üçümüz takıldık. Henüz pek göremedim ama akşam gördüğüm kadarıyla Den Haag Hollanda'nın buranın Ankara'sı. Her şey kraliçenin, prensin vs. Çok düzenli sokaklar boş. Neyse ki Derya birkaç güzel bar keşfetmiş de oralarda takılıp eğlenebiliyoruz. (Derya, bardaki Amerikalı çocuğun adı Kyle, unuttukça buraya bakabilirsin : ) )
İlerleyen zamanlarda birkaç resim koyarım...

Asıl bugünden itibaren görmeye başlayacağım, hatta artık çıkayım. Derya elime harita tutuşturup, görmeye değer yerleri işaretleyerek dersine gitti. O dersteyken güzel bir Den Haag turu yapacağım. Yarın Rotterdam'ı gezip Nergiz'i de kolundan tutup geleceğim. Hulusi de gelecek ve dördümüz İstanbul'daki alem gecelerinin bir benzerini yapacağız. Cuma ve Cumartesi de Hulusi ile Amsterdam'a akacağız. (Bu arada Türkiye'den bir arkadaşım burada olduğumu öğrenip "Ben de geleceğim" dedi, çılgın gelişmeler olabiliyor. Bakalım...)

Şimdilik durum bu. Artık gidip haritam ve fotoğraf makinamla turist moduna gireyim...

2 Yorum :

Çar Kas 15, 10:50:00 PM

şu anda amsterdam'da olmak vardı anasını satayım, rembrant'ta mısır atmak kuşlaraaaa...

diyor Blogger divadeiwob...  
Per Kas 16, 03:59:00 AM

Evren be yalan burası. Biz seninle Eminönü'nde atarız kuşlara mısır, sonra vapura binip martılara simit atarız, istersen ordan da petshopa gidip muhabbet kuşlarını besleriz...
Burası 1 hafta-10 günlük gezme yeri, kuşa yem vercen diye yaşanmaz.

PS:
Derya: Susun!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home