bevr

Salı, Temmuz 25, 2006

Düzce mi?!

Gün geçmiyor ki işle ilgili enteresan şeyler olmasın.
Hayatında ilk defa yalnız araba kullanışını 2 hafta önce yapıp yollardan da bihaber olan ben, yarın Düzce'ye gideceğim arabayla.
Sabah 5'te kalkıp yola çıkarım bu gidişle. (Yol 1 buçuk saat sürüyor diyorlar, ben kullanacağıma göre 2-2,5 saat olur o.)
Yolları öğrenmem lazım, yeşil tabelaları iyi takip edip otobana girebilmem, girdikten sonra Düzce'yi kaçırmadan ordan çıkabilmem gerek. (Eğer öyle bir çıkış varsa! Ben tam tarifi alayım bugün en iyisi. Yoksa "Ya ben otobanın sonuna kadar gittim, Ankara falan olabilir burası" diye şirketi aramak istemiyorum!)
Aynı günün akşamı döneceğim. Eğer dönerken hava kararmış olursa ilk defa karanlıkta kullanma olayını da atlatmış olurum (ama umarım erken dönerim ve buna gerek kalmaz!)

2 Yorum :

Sal Tem 25, 11:52:00 AM

PM işe alırken romantizm yapmış galiba "ilkleri beraber yaşayalım özge, senin için özel olmak istiyorum" diye :) kolay gelsin özgecim yaparsın sen, valla. tabelalara güvenme yalnız, genelde tabela olmayan sapak doğrusu oluyo. Baktın ankara'ya gelmişin, armut yer tiftik keçisi seyrederiz nolucak, ara beni :P

diyor Blogger deryik...  
Cum Tem 28, 05:17:00 PM

sanırım dedigini yapıp ankaraya gittin sen ozge. baksana senden ses cıkmıyor. derya da ankara bugun daha guzel gibi seyler yazıyor. piştt!! ne iş?

diyor Anonymous pinar...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 23, 2006

Ve Maraton Start Aldı

Yazmaya iş vesilesiyle bir süre ara vermiş oldum, merak edip mesaj atanlar oldu, onlara teşekkür ederim.
Blog yazmaya devam edeceğim ama adresi değiştirmeyi düşünüyorum. (Malum artık işe gidiyoruz, böyle resmi iletişimler artınca takip edilebilirliği düşürmek istedim daha rahat yazabilmek açısından)
Takip eden arkadaşlar için maille vs. yeni adresi bildiririm. Link veren arkadaşlar link için adımı soyadımı yazmayıp sadece adımı veya kullanacağım nicki yazarlarsa sevinirim (çünkü aksi taktirde benim adresimi değiştirmiş olmamın hiçbir anlamı kalmıyor, gene google aramalarıyla vs. hemen linkim çıkıyor.)

Bu kısa açıklamadan sonra gelelim isyanlara:
Kendimi 2 haftada yaşlanmış, rutine bağlanmış gibi hissetmeye başladım bile. "Naber? Nasıl gidiyor?" sorusuna "Nolsun ya, iş güç" diyip geçiştirmeler, çok gezip arkadaşlarla takılan biri olmama rağmen iş dışında pek bir şey yapmamaya başlamalar, nispeten erken saatlerde uyku moduna geçmeler...

Cumartesi sabahları da birkaç saat çalıştığım için cuma gecelerine balta vurulmuş oldu, en değerli gecelerim artık cumartesi geceleri. İşe girdiğimden beri cumartesi çok da elle tutulur programlar yapamamış olmak canımı sıkıyor (tek gece olduğundan kıymete bindi, illa o gece aksiyon yaratmalıyım artık.)
Her hafta bir sürü kişi arar, bazılarına takılıp çoğuna hayır demek zorunda kalırdım; ama bu hafta herkes başka taraflara dağılmış haldeydi ve 7624. telefon konuşmamda program yapacak kişiyi buldum.
Ah ya artık kendimi bildim bileli "haftanın en sıkıcı günü" olarak bildiğim pazar günleri bile resmen nimet gibi geliyor...

"25-35 arası çok çabuk geçiyor anlamıyorsun bile" derlerdi de inanmazdım.
İnanmaya başladım bile, koşturmaca halindeyken hayattan kopmaya başlıyorsun.
Bir sabah kalktığımda 35'ime gelmiş olduğumu fark etmek istemiyorum.
(35 yaş ve üstü alınmasın; yaşa lafımız yok, her yaşın ayrı bir güzelliği var, ama o yaşa kadar hakkını vererek yaşamak lazım. Eğer o olmadıysa geçen yıllara yanarım.)

2 Yorum :

Pzt Tem 24, 11:24:00 AM

bana maille yeni adresini gönderirsen sevinirim:)

diyor Blogger uzay...  
Pzt Tem 24, 10:20:00 PM

lütfen 30 yaş bunalımını pas geçmeyelim özge hanım ne o 35 falan

diyor Blogger Emrah...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Temmuz 13, 2006

Gün 4 (Murphy İş Başında!)

İlk 3 günün sonunda bugünden itibaren normal yazı seyrime dönecektim ki bugün de işle ilgili anlatacağım şeyler oldu. (Daha çok olacak gibi de görünüyor!)

Güne kötü başladım. Sabahın 6'sında işe giderken yolun ortasında park edip çekmemekte direnen kargocular yüzünden adamların "boş boş, rahat burası, gel gel" sözleriyle daracık bir yerden geçmeye kasıyordum ki park halindeki aracın aynasına değip düşürdüm. Bu kadar yumuşak dokunmayla bir şey olmaması gerekirdi gerçi, ama demek ki emanet gibi duruyormuş orda. Bakındım ettim ama yapacak bir şey yoktu, "Sabah kalkıp bunu gördüğünde bana küfredecek" üzüntüsüyle yoluma devam ettim.
Bence adam cidden küfretmiş ve tutturmuş, gittiğmiiz bir bayii bana bağırıp kovdu!
70 küsüründe yaşlı bir bakkal amca (70 vardır heralde; adam ayakta zor duruyor, titriyor, konustugu bile zor anlaşılıyordu. Amcayı gömme vakti bence gelmişbile! "Ölmüş haberi yok" denilebilecek cinsten...) arkadaşın dünkü dağıtımında eksik olduğunu iddia etti. Bizim arkadaş da malları oğlunun teslim aldığını, herkesin kontrol ettiğini ve depoda da sayımın doğru çıktığını söyleyince adam sinirlenip bağırmaya, "Hayır getirmedin, vermedin malı" diye götürdüklerimizi de fırlatmaya başladı. Sonra sinirden iyice titremeye başlayınca kalpten gidecek diye korkup araya girdim "Sakin olun, bir de oğlunuzla konuşalım isterseniz" diyerek. Arkadaştan biraz da olsa çekinip yeterince sinirlenememiş olacak ki daha küçük bir kız görünce bana daha şiddetli bağırmaya başladı "Çık dışarı, sen hiç konuşma! Git burdan istemiyorum seni!" diye. Ben de amca kalpten gitmesin, sakinleşsin diye çıkıp dışarda bekledim. Yarın aynı yere bir daha gidilecek, bu sefer arabada beklemeyi düşünüyorum.

"Ne manyaklar var" diyip geçmek istiyorum. Dünyanın en zor işi insanlarla uğraşmak, Allah kolaylık versin böyle işi olanlara...

5 Yorum :

Per Tem 13, 06:28:00 PM

Bir öneri:
Pet Shopta çalış :)

diyor Blogger THe MaN WhO SolD ThE WorlD...  
Per Tem 13, 10:11:00 PM

Ahaha çalışamam ben orda. Kafesteki hayvanlara bakar bakar ağlarım, dayanamayıp hepsini evime götürmeye kalkarım rahat etsinler diye...

diyor Blogger Ozge...  
Cum Tem 14, 12:08:00 PM

hmmm.. o zaman kötü, insanları sildik, hayvanları sildik, listede doğa üstü varlıklar, dünya dışı yaratıklar ve boş oturma ismini verdiğimiz "ev hanımlığı" kalıyor seçim senin :)

diyor Blogger THe MaN WhO SolD ThE WorlD...  
Cum Tem 14, 04:06:00 PM

Zengin koca bulmam gerek o halde : )
Dayanamam, zevkine çalışırım bu sefer de.

diyor Blogger Ozge...  
Cmt Tem 15, 10:35:00 AM

deli olmak istiyor insan bazen
insanlarla ugrasmaktan bikip

diyor Blogger vintage biscuit...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

Gün 3

Bugün zamanlamayı süper yapıp olmam gereken saatten 5 dakika önce şirkete vardım.
"Dün 52'yi gezebilen bugün 53'ü de yapar" demiş olmalılar ki bugün 53 bayii gezdim!
Normalde hiç gitmeyeceğim aralardaki abuk yerlere de gitmiş oldum. (Satışın en yüksek olduğu yerlere gidiliyor benim pozisyonda, o yüzden bu dolaştıklarımın çoğunu bir daha görmeyeceğim.) İnsanlarla konuştukça "Bu işten çok malzeme çıkar" diye düşünmedim değil, çok enteresan karakterler var, herkes bir alem!
Belki ilerleyen günlerde bunlara yer veririm. (Böyle gün 1, gün 2... diye daha fazla devam etmeyip eski şekle dönesim var ama aralara sıkıştırabilirim.)

Asıl anlatmak istediğim başka bir şey var:
Bugün ilk "Kadın şoför" hareketimi yaptım (ama yaptığım saçmalığı bozuntuya vermedim, kimse anlamadı.)
Eve dönüş yolunda bizim sokağa girerken bir anda her taraftan araba çıkıp girmeye başladı, ben de yol vermek için direksiyonu fazla kırıp iyice kenara yanaşarak döndüm (belki de aslında o kadar çok yanaşmama gerek yoktu, bilemiyorum.) Köşeyi dönüp açılacaktım ki köşenin az ilersinde önümde araba park ettiğini görmüş oldum; haliyle kaldım arkasında. Geri gidip ordan kendimi kurtarmam gerekti ama sokak beni sima olarak tanıyan mahallelilerle doluydu ve yaptığım hareketin kazmalığını fark edip bakmaya başladılar. Ben de durumu kurtarmak için sanki önümdeki arabanın arkasına isteyerek park etmişim gibi motoru kapatıp indim ve yandaki marketten limon alıp tekrar bindim. (Sonradan bu bahaneyle limon aldığıma sevindim, dün barbunya pişirmiştim.) Arabaya tekrar binip kendimden emin bir şekilde geri gidip oradan çıktım ve artık kimse bir kazmalık yapmışım gibi bakmıyordu : )

2 Yorum :

Çar Tem 12, 06:59:00 PM

Allahtan kosede bakkal varmis, kosede oto galeri olsa araba almaya, ya da emlakci olsa Umraniye'den bilmemkac hektar tarla almaya kadar gidebilirdi bu is :P

diyor Blogger Demet...  
Çar Tem 12, 09:56:00 PM

ya da: allahtan köşede bakkal varmış yoksa ilk bulduğun eve "burda oturuyorum zaten" havasında girip, hiç çıkamaman icap edebilirdi. ya da: inip "hımm lastik sağlam evet" falan yapman gerekirdi... vs vs. ama zeki kızsın vesselam bak mahalledeki imajın dahi sağlam:) prafoo prafoo.

diyor Blogger deryik...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Temmuz 11, 2006

Gün 2

Bugün sabah 5:20'de kalkıp 5:45'te yola çıktım.
Bir aylık oryantasyon sürecimin 10 gününde mal dağıtan arkadaşlarla sabah 7'de yola çıkmam gerekiyor, o yüzden böyle erkenden toparlandım.
Acemi kullanıcı olarak ilk defa arabayla şirkete gidecek olmam ve aşağıda bahsettiğim üzere OGS olmadığı için karşıda dolanırken kendime kaybolma payı bıraktığım için daha da erken çıkıp 1 saatlik yol payı bırakmıştım.
Zart diye şirketi bulmamla beraber sabahın 6:05'inde şirketteydim!
Bu arada o saatte yolların boş olmasıyla birlikte köprü çıkışı düzlüğünde 120'yi geçtiğimi görüp dumur oldum. 100 psikolojik sınırına sahip olduğumdan dolayı 120'yi geçip de rahat gittiğimi görünce eşiğimi de biraz yükseltmiş oldum.
Bugün tam 52 bayii gezdik arkadaşla! Ürünlerimizi tanımak açısından iyi oldu, ama çok yorucu kesinlikle (bir kere şöyle bir şey var ki sabah işe gittiğinde seni bekleyen 52 yer olduğu düşüncesi çok moral bozucu. Yarısına kadar "Kaç kaldı" diye saymadım.)
İyi yanı erken gelmem oldu (hatta şu anda msn'den "Neden evdesin? İşe noldu?" diyen Demet'i "Anlaşamadık, işi bıraktım" diye keklemekteyim." Kızma Demet'cim : ) )

Neyse uzatmadan noktalayayım, gidip eve geldiğimden beri 130 kez camdan baktığım arabama bir kez daha bakayım "Ne de güzel park edebiliyor muşum uğraşınca" diyerek...

3 Yorum :

Sal Tem 11, 04:35:00 PM

afferim sana, iyi halt ettin! :) ben inanmamistim zaten ama, her ihtimale karsi tedbirli oluyordum bi kere :P

diyor Blogger Demet...  
Sal Tem 11, 09:38:00 PM

resmen işi sevmişin sen, bana hiçbir kuvvet 52 bayii gezdiremez. iş de seni sever bu gidişle, aşkınız daim olsun efenim.

diyor Blogger deryik...  
Çar Tem 12, 05:11:00 AM

her gun "traveling salesman problem" cozeceksen isin epey zor, zira kendisi NP-Hard olarak bilinir.

diyor Blogger Murat Ozdemir...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

Gün 1

İlk iş günümün ardından eve yeni geldim. Kesinlikle yorucu ve göründüğünden çok daha karmaşık, detaylı bir iş.
Öğlene kadar teorik olarak bazı şeyleri anlattılar, öğleden sonra ise sahaya çıkıp 9 bayii gördüm.
Yarından itibaren 2 hafta mal dağıtan arkadaşlarla çıkacağım. Bu da demek oluyor ki sabah 5 buçukta kalkacağım!

Asıl haberi sona sakladım: İlk günden arabayı verdiler ve eve yalnız döndüm. İlk defa yalnız araba kullandım. Yarın da arabayla gideceğim haliyle.
Henüz OGS alınmadığı için 1. köprüden 10 dakikada ulaşacağım yere 2. köprüden gitmeye çalışacağım. (Bunu düşünüp stres yaparak 5'te bile kalkabilirim çünkü Anadolu yakasını hiç bilmem ve bugünkü tariflerine göre bakalım nasıl bulacağım...)

2 Yorum :

Sal Tem 11, 12:11:00 AM

işsiz güçsüz arkadaşın gecenin 12'sinde arayıp "işteki ilk günün nasıldııı hayırlı olsun özgeee" diyecekti (evet yuh bana) ki blogunu gördü, seni 5.30'ta öperek ve "günaydın sabah manolyamm" diyerek uyandıracak inşallah... OGS niye yok? PM arkadaşımı niye uyutmuyo? cık cık cık. hadi özgecim göriym seni canım benim :)

diyor Blogger deryik...  
Sal Tem 11, 04:37:00 PM

Canım sağol. Artık 2 günü birden anlatırım sana :)
Bugünün üstüne heralde saat 10'da uyurum!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 09, 2006

Temmuz Ayı Konser Ayı

Temmuz ayı aktiviteleriyle beni benden aldı.
Şimdilik gitmek istediklerim sırasıyla şöyle:
12 Temmuz Guns N' Roses
14 Temmuz W.A.S.P.
28 Temmuz Whitesnake
30 Temmuz Depeche Mode

Hepsine gideyim modundayım ama bakalım hangilerine gitmeyi başaracağım. (Gönül isterdi ki bir ay önce çalışmaya başlayıp maaş alsaydım.)
Depeche Mode dışındakiler eski metal günlerini yad etmek amacıyla "Ölmeden göreyim ya, bir zamanlar az coşmadık kendileriyle" kategorisinden gruplar.
Zaman zaman hala dinlerim kendilerini ama masaüstümde Demet Akalın'ın Afedersin adlı parçası dururken "Waaay metal konserine gidecek olana bakın, desktopunda neler varmış dinlediklerinden!" dalgalarına engel olamıyorum haliyle.

E işe başlıyoruz ya, hafta içi olanlara da ayrı bir gözle bakıyorum artık.
Neyse ben gene de bi hepsine gitmeye niyetleneyim, bakalım kaçına gidebileceğim.

Edit: WASP iptal olmuş! Biletleri geri alıyorlarmış!

3 Yorum :

Pzt Tem 10, 12:36:00 PM

bir gün arada kalmış. o günkü konserlere gitmeyecekmişsin, ne güzel :))

diyor Anonymous izumi bebek...  
Pzt Tem 10, 02:44:00 PM

aslında ne alaka!
yorum ne senle ne konserlerle ilgili.
ama hayat işte esrarengz bi oyun.
nerden aklıma geldiyse google da " saatli maarif takvimi" ni aradım ve rama sonuçlarındaki linlklerden biri senin logu gösteriyordu. öölesine içeri daldığımda sen bi parça hayatın ve ekürin tabir edilebilecek insanlara ulaştım. enikonu nerden baksan 1 saat kadar oyaladı beni blogun.
sonuç : hiiiç ööleisne canım yazmak istedi
yazmış bulundum
ööle yani .
hayat

diyor Blogger Coco...  
Pzt Tem 10, 02:47:00 PM

aslında konserle ilintili değil yorumum .
nerden aklıma geldiyse google da saatli maarif takvim ni aradım . arama sonuçlarından bir de senin blogunun gösteriyordu ve ne alaka ise sen ve ekip (diğer çocukların bloglarına bir göz attım ) enikonu 1 saat kadar oyaladı .
sonuç. hiç
önemli değil öölesine
hayat işte
ne alak dime ?
net ?
goggole arama
saatli maarif takvimi
özge?
coco ?
hakkaten hayat
"her şey biter."

diyor Blogger Coco...  

Yorum Gönder

<< Home

İlk Gün!

Yarın ilk iş günüm olacak!
Henüz bir heyecan yok, birkaç hafta oryantasyon olacağını sanıyorum (ve umuyorum), ama heyecan yok desem de bugün sabah gözümü açar açmaz "Yarın işe gideceğim!" diye kalkıp saati 6:45'e kurdum.
E artık yorgunluktan harap ve bitap düşmezsem ilk günümü anlatırım yarın.

Mezuniyet Temizliği

Dün bütün dolabımı boşalttım. Artık mezun olmam dolayısıyla bir daha açmayacağım kitapları gerekli yerlere iletmek üzere ayırdım, çok daha minimalist takılmaya karar verip bir dolu şeyi odamdan çıkardım.
En bomba kısmı ise ortaokuldan beri yazdığım kişisel notlarımı bulmamdı. Blog gibi değil, çok daha kişisel; sinirimi, üzüntümü, heyecanımı en ince detayına kadar sayfalarca anlattığım notlar... Hepsinin üstüne tarihi ve nerede yazdığımı da not almışım. Okurken bazı şeyleri bir daha yaşadım. Hala yazarım beni etkileyen şeyleri yalnız kaldığımda; ama sonrasında parça parça eder atarım okunmasını istemediğim için; insan her şeyi de başkasına olduğu gibi anlatamıyor ki. "En azından kendime çok açık davranayım" diyerek başlamıştım yazmaya.
Eski notlarımı okuyup yırttım teker teker. Lise 2'den beri olanları daha değerli benim için, özellikle onlardan çok etkilendim. Zaman zaman çok duygulandım ama bazı yerlerinde de çok güldüm aradan seneler geçmesine rağmen bazı şeylerin hala aynı olduğunu gördükçe, iki gün önce kurduğum cümleyi o zaman da kurmuşum.
Birkaç tanesine kıyamadım atmaya. O zamanlardan beri yanımda olan Ayşe de okusun istedim, onunla okuyup öyle imha etmeyi planlıyorum. En azından o zamanları bilen biri daha okusun, üstüne "Ne günlerdi ya..." diye konuşalım ve öyle gitsin. Sanırım o kıyamadığım yazıların sadece benim bilgim dahilinde yok olup gitmesine gönlüm razı olmuyor.

Cuma, Temmuz 07, 2006

Bir Koyun İstiyorum Öyleyse Varım

Küçük Prens'i ilk okuduğumda 12 yaşındaydım. Enteresan bir hocamız vardı, o yaşta bile her satırın altında neyin gizli olduğunu sorar cinsten ders işlerdi. (Yorumlama işlemini filmler üzerinde de yapardı. Hatırlıyorum Amadeus filmini öyle irdeleyerek izlemiştik ki film 6 haftada bitmişti. Aynı hocamız haftada bir klasik müzik açar, kafamızı sıraya koyup hayal kurmamızı da isterdi. Çok az insan hayatıma bu derece damgasını vurmuştur, hala hayranlıkla anmamı sağlamıştır.) Küçük Prens'i de o okutmuştu ilk, ve ilk o zaman her satırını didik didik ederek okumuştum bu kitabın. Daha sonraki 10 sene boyunca birçok kez daha okudum, her seferinde her sayfasında durup düşünerek.
Dün Evren'le ne zamandır geyiğin dışına çıkmamış ve derin konu konuşabilmeyi arayan biri olarak sohbet ederken konu Küçük Prens'e de geldi. Sonrası malum, eve geldim ve bir kez daha okudum kitabı.

"...

- Lütfen bir koyun çizer misiniz bana?

Bir olaydaki gizlilik payı belirli düzeyi aştıktan sonra eliniz kolunuz bağlanır. İnanmayacaksınız ama en yakın köyden bin mil uzakta ve ölümle her an yüzyüze olduğum halde cebimden bir parça kağıt ve dolmakalem çıkardım. Tam o sırada şimdiye kadar yalnız tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle uğraştığım aklıma geldi ve bizim küçüğe (biraz da üzülerek) resim yapmayı beceremediğimi söyledim.

- Ne zararı var canım, dedi, bir koyun çiziverin.

...

Çizdim koyunu. Resmi iyice inceledi, sonra:

- Olmadı, dedi, bu daha şimdiden çok zayıf, hasta bir koyun. Bir tane daha çiz.

Ben de bir tane daha çizdim.

Dostum tatlı tatlı, hoşgörüyle gülümsedi:

-Sen de görüyorsun ya bu koyun değil, bal gibi koç. Boynuzlarına baksana.

Resmi yeniden çizdim ama yine beğendirememiştim.

- Bu da çok yaşlı. Ben öyle bir koyun istiyorum ki uzun süre yaşasın.

Artık sabrım tükenmişti, üstelik uçağımın motorunu bir an önce sökmek istiyordum. Aşağıda gördüğünüz resmi şişirdim.







- İstediğin koyun şu sandığın içinde, diye kestirip attım.

Küçük eleştirmenin yüzünün birden aydınlandığını görünce şaşırdım.

- Tam da istediğim gibi oldu. Peki bu koyun çok mu ot yer dersin?

..."

Küçük Prens gibi sandığın içinde hayal ettiğim şeyi seviyorum çoğu kez. Gene de bir koyun çizer misiniz diye istiyorum ben de, "Bir koyun istiyorum öyleyse varım" diyerek.
Ne de olsa insanoğlunun akla sahip olduğu onun hayattan zevk aldığı anlamına gelmez. Sadece akıl ve bilinç yeterli değildir, duyarlılık da gereklidir. Küçük Prens'in bir koyun istemesi onun duyarlılığa sahip olduğunun, yaşadığının kanıtı değil mi??

Bu kitabı okuyun. Ben daha çoook alıntı yapıp üstüne konuşmak isterim ama bu kitabı okuyun ve üstüne düşünün. Her sayfasından sayfalarca kompozisyon yazılabilir...

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

Kaleci Yaşar

Hiç tanımadan, sadece anılarını okuyarak sevdiğim bir futbolcudur Kaleci Yaşar. Normalde hiç copy paste yapmam ama bu sefer canım sıkıldıkça okuduğum Kaleci Yaşar'ın anılarından alıntı yapacağım. (Dünya Kupası vesilesiyle bu seferlik böyle bir şey yapıverelim diyorum) Her seferinde aramadan burdan okuyayım ben de. Kesinlikle komik!

Ilk 8-0'lik maçin hikayesi
Aslında Ingiltere ile 1984 yilinda oynayacagimiz o maça kadar kalede Ankaragücü'lü Arif oynuyordu. Boyum uzun diye bu maç için 'Sen kaleye geç' dediler. Inanin 1 ay sürekli yan top çalistik. Ancak o gün yedigimiz 8 golden 3'ü yan toptandi. Adamlarin nasil gol atacagini biliyor ama çaresini bulamiyorduk. Hayatimda oynadigim en tuhaf maçti. Düsünün sahada 22 kisi var ve 20 tanesi bana bakiyordu. Çünkü maç hep benim kalemin önünde oynandi. Top sanki duvara çarpiyordu bana geri geliyordu. Maçtaki tek sutumuzu Erdal Keser atmisti. Belki bin maç yapsak 8 olmazdi. Ama oldu. 40'inci dakikada beni çikarin diye bagirdim. Hoca baska alana degisiklik yapti ben sahada kaldim 8 golü de ben yedim. Maç sonu TRT spikeri geldi 'Ne hissediyorsun' dedi. Adamin suratina baktim 'Ne hissedeyim ki' dedim..


Wembley'deki 5-0'lik maç
Bir de 5 gol yedigim bir Ingiltere maçi daha var. Abdülkerim, Lineker'i, Rasit Çetiner de Hoddle'i tutuyor. Bir korner sirasinda, Abdülkerim ceza sahasinda resmen 'Lineker'i gördünüz mü beyler?' diye sordu. Rasit de, 'Az önce buralardaydi' yanitini verdi. Maç mi, makara mi belli degildi. Tabii 8 gollük maçtan sonra bu 5'lik karsilasma ciddiye alinmadi. Ama bizim bu maça bir gidisimiz var, inanilmaz. Abdülkerim Wembley'deki ilk idmana giderken bir kaç futbolcu ile birlikte yaris yaptilar. Wembley'e ayak basan ilk biz olalim dediler.. Abdülkerim sanki Neil Armstrong gibiydi.. 'Aya ilk ben ayak basacagim' diyordu.

Bu da ikinci 8-0'in öyküsü
Kaleci Fatih ile Milli Takim'da oda arkadasiydik. Ingilizler'den 3 maçta 21 gol yiyince (Bir 8 de Fatih yemisti) gazeteler 'Fatih ile Yasar öyle iyi arkadaslar ki, yedikleri (!) içtikleri ayri gitmez' diye yazdi. Ikinci 8-0'lik maçta kalede o vardi. Çünkü ilk 2 maçta 13 gol yedigim için oynamayacagimi biliyordum. Fatih sürekli beni sikistiriyor ve 'Abi ne olur, 8 olur mu?' diye soruyordu. Ben de, '1-2 olur fazla olmaz' diyordum. O kadar çok sordu ki, bir gün darlandim, 'Yeter be. 7 olur, 9 olur ama 8 olmaz. O bana has!' deyip siyrildim. Maç 8 olunca, Fatih, 'Abi be! Senin yapacagin tahmin bu kadar olur' dedi, gülüstük.

TRT Spikerlerinden
8-0'lik bir ingiltere macinda -5. yada 6. golu yedikten sonra TRT spikerinin dedikleri: "Evet sayın izleyiciler, ingilizlerin bir atağını daha gol yiyerek savuşturduk"
Macin 90.ci dakikasi ve ingilizler bir gol daha atiyorlar ve spiker yine patlatiyor: "Evet sayin izleyiciler, mac bitti daha gol yiyoruz"

1 Yorum :

Per Tem 06, 09:07:00 PM

bu metni okuduğum ilk günü hatırlıyorum. sanırım beşiktaştaki evdeydim. o kadar gülmüştüm ki diyaframım patlaştı domuz diyaframı takmışlardı şişli etfalde...

hala gülüyorum, işte mizah bu yaaa :-)))))

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home

Ya Tutarsa?!

Nergiz'le geyik potansiyelimizin doruklarındayken bunu neden enteresan bir şekilde noktalamıyoruz ki diyerek kahve içip fallaştık. Daha doğru karşı taraf salladı, biz de sap gibi dinledik.
Sonuçları açıklıyorum:
- Çok uzun yaşayacakmışım, 80'i görecekmişim! (Taze check up yaptırdım gayet sağlıklıyım)
- Çok zengin olacakmışım (Valla artık bağınızı koparmamak için iyi geçinin benimle)
- Mantığımla insan sevgisini birleştirebilen biriymişim (acayip eritirim böyle ikili şeyleri aynı potada!)
- Ağustos ayı süper bir ay olacakmış, hem işte hem aşkta coşacakmışım (Temmuz'dan baslangıçlar olacak dedi hadi bakalım hayırlısı...)
- Ha bir de koruyucu meleğim varmış. Mecazi mi diye baktım da ciddi ciddi koruyucu melekten bahsediyormuş. Bismillahirahmanirahim diyip kapatıyorum konuyu...

Salı, Temmuz 04, 2006

Check up

Nihayet check up faslı da bitti.
En sancılı aşamalar ise 5 tüp kan almaları ve çişim olmadığı halde idrar tahlili için tuvalette kendimi kasmamdı.
Bunların dışında akciğer filmi, elektro kardiyo hede hödösü, kulak-burun-boğaz, göz ve dahiliye incelemelerim daha rahattı.

Doktorlar soru sordukça genetik mirasım için sülaleme teşekkür etmem gerektiğini anladım, zira bilimum "Ailede şeker var mı? Kalp var mı? Kanser var mı? Yüksek tansiyon var mı?..." sorularına "Hayır" cevabını verebildim sayelerinde.

İşe alım sürecinde öyle bir gözden geçirildim sanki komando seçiyorlar, haftaya Kayseri Hava İndirme Birliği'nde başlıyorum!

Ha bu arada büyüsem de hala çocukluğumdaki gibi boğaza bakmak için ağıza sokulan çubuktan rahatsız oluyormuşum...

5 Yorum :

Sal Tem 04, 04:07:00 PM

Canım keşke "hayatımdaki en büyük sağlık düşmanım Evren" diye belirtseydin. Neredeyse bacağını kırmış bir insan olarak benden daha kötü bir rahatsızlığının olması zor zaten şu zamanlar :-)

diyor Blogger divadeiwob...  
Sal Tem 04, 04:46:00 PM

Alt tarafı bacağımı kırıyordun canım, senden değerli mi?! :P
(Böyle dediğime bakma, bir daha yaparsan ben de senin kafanı kırarım! ehehe)

diyor Blogger Ozge...  
Sal Tem 04, 06:06:00 PM

turp gibi arkadaşım valla, hatta yolların hakimi. arabayı alınca altına şöyle bi pimp my ride çalışması yapsak diyorum ama ankaradan zor biraz..

diyor Blogger deryik...  
Sal Tem 04, 07:43:00 PM

Simdi okuyunca doktorlarin sordugu "ailede var mi sorulari"nin hepsine evet diyorum hatta uzerine alzheimer falan gibi ek soru da ekleyebilirim. Bakalim ne olucak halim...

diyor Blogger Mert Ulas...  
Sal Tem 04, 09:26:00 PM

özgecim ne yapıcam hala iş ayarlamadım deyip duruyordun mayıs aylarında, bak en hızlı sen çıktın:)(hem de en kral işi buldun!!artık istanbul sokakları senden sorulur:))) bana da biraz yol öğretirsin dimi canım? ben 5 senede öğrenemedim de:)))--kısacası hayırlı uğurlu olsun yeni işin!!!-işe başlayınca çoook meşgul olma ama sakın(lütfen..)!!

diyor Anonymous merve...  

Yorum Gönder

<< Home

Derya

Gitti.
Artık Ankara'da.
Oradan canlı telefon bağlantısı yapabileceğiz anca.

Ben hayatımda hiç Ankara'ya gitmedim. Bari Anıtkabir'i görseydim değil mi?!
Artık Derya da var, gidip görmek şart oldu.
22 sene yolum düşmemiş oraya, bundan sonra kendim düşürmeliyim değil mi?

Kendim gitme planlarım bir yana, Derya'yı düşününce içimi rahat tutuyorum, çünkü biliyorum ki sevmiyor Ankara'yı, kaçıp gelecek buralara ilk fırsatta.

(Şimdi benden fazla konuşan kimse kalmadığına göre meydan gene bana mı kaldı?)

1 Yorum :

Sal Tem 04, 05:46:00 PM

Burası özetle kuru. Kurutabilecek kadar kuru. aile saadeti sonrasında kaçış planımı yapıcam şeker, gelmene hiiiç gerek yok. ensendeyim, söz :)

diyor Blogger deryik...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Temmuz 02, 2006

Boş

Dün gece mezuniyet balomuz yapıldı. (Tabi ben gene resimleri sonradan ekleyeceğim bilgisayara aktarıldıkça.)
Zaman zaman baloda bir şeylerin eksik olduğunu düşünsem de genel olarak güzel geçti. Okulda aslında ne kadar güzel kız ve yakışıklı erkeğin olduğunu son gecede fark etmiş olmak üzücü oldu. (Hoşgeldin balosu yapılsaydı da daha bastan herkesin içindeki kokoşlukla çıkan cevheri görüp altyapıdan kapatsaydık fena olmayabilirdi. Neyse...) Gece 3'e kadar coşuldu, en beklemediğimiz tipler bile sarhoş olup döküldü, kızlar kafa bir dünya halde çıkarttıkları ayakkabıları unutarak yürüdü vs.
Baloya dair notları belki daha sonra toparlarım, ama sonrasına dair birkaç şey söyleyesim var şimdi: Oh be ne rahatmış hiçbir yere hiçbir şey yetiştirme kaygısı olmadan sabahtan akşama kadar cafelerde oturmak! Balonun ertesi günü sabahtan akşama kadar bomboş takıldım. Okul yok, balo hazırlığı yok, işe giriş evrakları tamamlanmış...

İş demişken; yarın check-up var, futbolcu gibi hissettim kendimi. (Check-up sonucunda işe alınmayan olmuş diye duydum, kendimi sağlıklı hissediyorum ama gene de anladım ki ben imzayı atmadan rahatlayamayacağım :) )

Futbolcu diyince aklıma başka bir şey daha geldi; benzetmek gibi olmasın (zira narsist değilimdir) aklıma spor haberlerinde çıkan teknik direktör sözleri geliyor. Hangi Türk direktördü ve hangi aşmış futbolcuydu hatırlayamadım ama çıkan haber çok şendi. (Şenol Güneş: "Ronaldinho'yu izledik, beğendik. Değerlendireceğiz" dedi; gibi bir haberdi... Evren sen kesin hatırlarsın, yardımını bekliyorum)

Edit: Öğrendik ki Selim Soydan "Luis Figo'yu izledik, beğendik" demiş. (Bkz. Evren'in yorumu)

2 Yorum :

Pzt Tem 03, 10:10:00 AM

Hayatim o Ronaldinyo degil Luis Figo. Selim Soydan demisti bunu zamaninda. Selim Soydan ayni zamanda yorumcu oldugu bir fener macinda mac 0-0 devam ederken su cumleyi de kurmustu "fener bu maci kazanmak istiyorsa gol atmak zorunda"...

Ya simdi fenerli yoneticilerde de bir degil iki degil ma `bıradaa`, yazdikca hatirliyorum. Ali Sen bir keresinda `Fenerbahce Ronaldo'yu (bizim ronaldo ya, berezilyali) transfer edip takimin dengelerini bozacak bir kulup degildir....

Kelimelerin kifayetsiz kaldigi bu anlari yasatanlara cok tesekkur ederim...

diyor Blogger divadeiwob...  
Pzt Tem 03, 12:54:00 PM

Hah işte onu diyodum! Sağol Evren : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Diyordum ki:

"Eğer birgün bana olursa, gerçekten olacak."
Lisede fark etmiştim bunu, sanırım bir süre daha böyle sürecek bu düşünce...

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

Mezunum!

Dün diplomamı aldım!
Sırayla adlar okunuyordu, uzunca bir bekleyişten sonra nihayet soyadı sırası bana geldi. Hala içimde bir şüphe vardı "Ya şimdi adım okunmazsa?!" diye. 40 kere kontrol ettim ama hala eksik dersim var mıdır diye heyecanlıydım.
Adım okununca öyle bir rahatladım ki o rahatlama ve "Bitti artık" boşvermişliğiyle bölüm başkanının elini sıktıktan sonra masaya gidip diplomamı almayı unuttum bir an için.
Bir daha bu kadar kalabalık halde toplanamayacağımızı bildiğimizden zilyon tane fotoğraf çektirdik. (Buraya koyacağım bikaç tane)
Sonra mezunlar derneğinin partisine gittik. "Okulumu çok seviyorum, çok zor olacak bırakıp gitmek" diye izledim bir süre etrafı... Bu akşam da mezuniyet balosu var gene okulda. Okulun çimlerinde olacak olması çok mutlu etti beni...
Mezunlar derneği sloganını güzel seçmiş, onunla noktalayayım istedim: "Bu aşk burada bitmez!"

Meraklılar için edit: Birçok mezuniyette olduğu gibi bizim tören sırasında da arkada çalınıp aileleri ağlatan gaz parça "Pomp and Circumstance" adlı eserdir.

2 Yorum :

Paz Tem 02, 03:44:00 AM

tebrikler, hayirli ugurlu olsun.

diyor Blogger Murat Ozdemir...  
Paz Tem 02, 08:03:00 PM

Teşekkür ederim : )))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Saçmalanıyor Muntazaman

2005 Mart ayı ortalarıydı, hayatımda en çok saçmaladığımı düşündüğüm birkaç günden sonra kendimi toparlamamı Evren sağlamıştı, sadece "Dur" diyerek.
Kendimi akıntıya öyle kaptırmıştım ki durmayı hiç düşünememiştim, aklıma gelmemişti. Evren başka hiçbir şey demedi, "Dur" diyince "Evet, doğru diyorsun, öyle de bir alternatifim var değil mi?!" demiştim... Sonra durdum ve duruldum.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra "Acaba bir dursam mı?" diye tekrar düşündüm.
Ama bu sefer sanki istemiyorum durmayı : )))

2 Yorum :

Cmt Tem 01, 12:34:00 PM

ben de dur diycem ama niyeyse "koş yoksa düşersin" demek geliyo içimden...

diyor Blogger deryik...  
Paz Tem 02, 11:44:00 AM

Engelkli koşuda çok iyi değilim Derya'cım : ) Düştüm mü ne?!

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home