bevr

Perşembe, Haziran 29, 2006

Ohh Bee!

6 saat sonra cüppe ve kepimi giymiş yürüyor olacağım.
Yarın hocalarımın ellerinden diplomamı alıyor olacağım.
Pazartesi sağlık kontrolü dahil, işe giriş işlemlerini tamamlamış olacağım.
Sonraki hafta işe, yani yepyeni bir hayata başlamış olacağım.

Hayatımdaki bazı şeyler ne kadar da düzenli ve güzel gidiyor...
Aman nazar değmesin : )))

3 Yorum :

Per Haz 29, 08:22:00 PM

allaaaaaaa
gelsin paralar!!!!!

diyor Blogger divadeiwob...  
Cum Haz 30, 12:41:00 PM

azıcık tatil yapsaydın yazık...
hayırlı olsun :)

diyor Blogger aqua...  
Cum Haz 30, 01:10:00 PM

@evren: canım seni ihya edeyim diyorum zaten : )

@aqua: Antalya'ya gidip kısa bi tatil yapmıştım bunlardan önce. ama o etkisini yitirdi bile... Eğer fırsat olursa kaçarım (En güzeli şu ki 1 sene beklememe gerek yokmuş izin almak için! 2 ay sonra fırsat olursa giderim gene)

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Görülüyor ki...

... huzurun peşinden mi yoksa heyecanın peşinden mi gitsem diye düşünecek bir şey yokmuş.
Çünkü ne huzur dediğim şey huzur ne de heyecan dediğim şey heyecanmış.
Ve sanki ikisi de benim peşlerinden gitmemin derdinde değilmiş zaten...

Çarşamba, Haziran 28, 2006

Hazır mıyız?

Şu mezuniyette enteresan alışveriş manzaraları yaratıp kendimi dumur etmeyi başardıktan sonra "Hiç kızsal zevklerim yok" lafımı yuttum, her kızın içinde fetişist bir alışveriş manyaklığı varmış (dönemsel olarak ortaya çıkıyor olsa da)

1) Çimlerdeki mezuniyet törenimiz için süper uygun(!) olan ince topuklu, ince bantlı lame ayakkabılara en uygun çantanın yaratımı bugun bitti! Lame portföy tipli bir çantaya gayet fetiş bir çantada gördüğüm şekilde kelepçe tipli bir şey taktım (anlatılmaz yaşanır, resmini koyunca anlarsınız artık)
2) Eminönü'nde Marputçuları dolaşıp çok çok spesifik bir lacivert tonuna sahip kristal boncukları bulmayı başardım. (Hatta küpenin yapımı bile bitti, special thanks to Derya)
3) İstediğim fuları bulamayıp kumaşçıları dolaşıp kendim yapmaya karar vermiştim. Bugun fulara aradığım püskül-saçak kılıklı şeyi buldum. Neyin nereden bulunacağı belli olmuyormuş, nereden buldum diye sorarsanız: Perdeciden!
4) Bunları okuyanlar mezuniyete acayip bir şekilde gideceğimi düşünüyor olabilirler ama aslında gayet mütevazi takılıyorum, boşluktan böyle ufak detaylarla uğraşıyorum o kadar...

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Alo Ne Giycem?!

"Alo ne giycem?!" haline bir buçuk senedir girmemiştim. Evet bu bir "Hal", giyecek şey belli olsa bile günün anlam ve önemini belirtmek için kullandığımız "Hal" anlatan bir deyiş. Aslında bir nevi Elif'le şifremiz olmuştu bu laf. Önemli günlerin öncesinde birbirimize sadece bu sorudan oluşan mesaj atmamız ya da panik halde arayıp alo bile demeden bunu diyip karşı tarafın "Ne var anlat bakalım?" diye ablalık yapmasına imkan sağlayan bir laf.

Bugun mezun olup okulla ilişiğini kesmiş ve işe baslama yolunda son aşamayı da geçmiş biri olarak geri kalan tek derdim mezuniyet balosunu hatırlamayı başardım. "Alo ne giycem?!" krizini Derya'ya yansıttıktan sonra kendimizi attık alışverişe. 6 saat kadar alışverişteydik, Akmerkez ve Metrocity'i bitirdik. Spoil ederek söyleyeyim, ikimiz de artık yürümekten şişmiş ayaklarımıza ayakkabı almış olmanın mutluluğuyla döndük eve.

Bugünkü alışverişimize dair bazı notlar şöyle:
1) Gezintimizin ilk dört saatlik kısmında krem rengi ayakkabı, çanta, fular aradıktan sonra istediğimiz gibi bulamayacağımdan emin olup Derya'nın benim için yaptığı tasarımı ayakkabıcıya yaptırmaya karar vermiştim... Ta ki o tasarımın yapılmış olduğunu görene dek. Modeline aşık oldum diye bir anda kremi unutup gümüş rengi bir ayakkabı alıvermiş oldum.
2) "Çimlerde olacak mezuniyet, sivri topukla rahat olmaz, daha spor bir şeyler bakacağım" diyen biri olarak ince-uzun topuklu, ince bantlı bir ayakkabı almış olmam konusunda kendime hiçbir şey demiyorum!
3) Bu durumda acı gerçek şu ki gümüş renkli şeylere hiç bakmadığım için yarın da ayakkabıya uygun gümüş rengi çanta ve fular bakmaya çıkacağım!
4) "Keşke erkek olsaydım" dediğim anlardan biri de bu oldu, giy koyu renk takım elbiseyi ve tek derdin kravat rengi olsun.
5) Aradığım fuları Hintli bir kadının üzerinde gördüm. Rengi, boyu vs. tam istediğim gibiydi; neredeyse gidip "Kaça satarsınız?!" diye soracaktım... (Ne kadar acıklı bir şekilde "Deryaaa kadının fularına baaak" dediğim geliyor aklıma) Böylece bulunmaz Hint kumaşı aradığımı anlamış oldum.
6) "Alışverişte fikir veren arkadaş" gibisi yokmuş diyerek "Special thanks to Derya" mesajıyla bu yazıyı noktalıyorum...

5 Yorum :

Sal Haz 27, 12:24:00 AM

ne demek efenim, umarım içine siner. Beraber giyeriz kardeş kardeş. Maliyet düşürememe teknikleri adlı kitapçığı da baloda dağıtırız artık :)

diyor Blogger deryik...  
Sal Haz 27, 12:16:00 PM

dün biz de sırcanla takım oluşturup aynı yerlerde gezip durduk özgecim. ama benim durum daha vahim. tüm gün gezdigimiz halde hiçbir şey begenemedim. pes ettim mi? haaaayır! aksam beylikduzu migros'ta girdigim ilk magazada denedigim ilk takımı aldım. mutluyum. kaldı ayakkabı. bien tout, bisses :))

diyor Anonymous pınar...  
Sal Haz 27, 11:27:00 PM

alışveriş zevkli olabilir... tabi çok vaktini almazsa :)

size iyi eğlenceler!

diyor Blogger Red Cat...  
Çar Haz 28, 03:08:00 PM

Emin ol mezuniyet balosunda bile bu kadar eğlenemeyeceksin. Mezuniyet balolarının en güzel yanı hazırlığıdır. Elbise seçimi, ayakkabı, çanta, kuaför, saç,makyaj derken bir bakmışsın en yakınlarınla ve sevdiklerinle acayip vakit geçirip eğleniyorsun. Balo mu, o da kreması ama asıl olan pastanın tadı bence. İyi eğlenceler, aldıklarının resimlerini bekliyorum.

diyor Blogger enne...  
Çar Haz 28, 09:21:00 PM

@red cat: alışveriş zevkli olabilir... tabi aradığını bulabilirsen : )))

@enne: Kesinlikle eğlenceli oldu dediğin gibi. Resimleri de en kısa zamanda koymak istiyorum (ki nasıl aradığımız bulunamasa da yılmayıp kendimiz yapabiliyoruz görün!) : ))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Geçtim!!!!

Suskunluğumu an itibariyle bozuyorum çünkü stresli bekleyiş geçti! Bugün resmi olarak sürüş testini geçmiş olduğumu öğrenmiş bulunmaktayım!
Birkaç haftadır bütün program önerilerine "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, direksiyon çalışıyor olabilir ya da oturmuş kendi kendine stres yapıyordur. Lütfen perşembeden sonra tekrar deneyiniz" diye cevap veriyordum ki artık dünyaya döndüm.
Dünyaya dönmemle beraber alemlere akmam ve mezuniyet gerçeğiyle yüzleşmem bir oldu.
Süper bir haftasonu geçirdim. Spor festivali kapsamında konser ve arabalı vapur partisi vardı cuma-cumartesi, kesinlikle güzel bir dönüş oldu dünyaya...

Hımm bu arada Demir Bükey'in testinden geçtim ama düşündüm de babamın testinden geçmek için 3-5 sene daha çalışmam gerekebilir...

4 Yorum :

Pzt Haz 26, 11:15:00 PM

oldu canim, simdi sen onu stres yapmaya basla: "babam hayatta bana arabasini verecek kadar guvenmez" seklinde :)

diyor Blogger Demet...  
Pzt Haz 26, 11:23:00 PM

Ahaha yok Demet'cim sıra ona gelene kadar daha büyük stres kaynakları bulurum ben.

diyor Blogger Ozge...  
Sal Haz 27, 08:28:00 PM

eh kullanmayıda öğrendiysen trafiğe kapalı alanda kapışalım bir :)

diyor Blogger Emrah...  
Çar Haz 28, 10:10:00 AM

Ben defansif sürüş teknikleriyle takılıyorum ama, trafiğe kapalı olsa da kapışmam :P

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Haziran 16, 2006

Gizli Hedef


Bu aralar gene nostalji rüzgarları estirerek çocukluğumda en sevdiğim oyunlardan birini oynamaya başladım: Gizli Hedef (Sonradan "Risk" adıyla anılmaya başlansa da benim için hala "Gizli Hedef"tir.)
Geçen haftalardan birinde Serkan ve Emre'yle oturduğumuz cafede oynamaya başlayınca tekrar aklıma girdi oyun. (Eskiden olduğu gibi oyundaki tek kız gene bendim. Bu oyunu seven kızlar bulacağım, ümitliyim.) Sonra eve gelince bu oyunun internette de olduğunu hatırladım, artık bilgisayar başında milletle oynuyorum.
http://www.dominategame.com/ adresinden indirebileceğiniz oyunla dünyanın bilimum yerindeki adamla oynayabiliyorsunuz. İnternetteki oyunun en güzel tarafı ise "Blind map" seçeneğinin olması, böylece sadece komşularınızı görüyorsunuz, sizin görmediğiniz alanda dünya savaşı çıkıyor ama kimin durumu nedir ne değildir göremiyorsunuz, kesinlikle daha heyecanlı!
Yukarıda görmüş olduğunuz capture 36 askerimi yerleştirip oyunu bitirmek üzere son oyunumu oynamadan önce alındı. (Küçülttüğüm için tam belli olmuyor ama morların bana ait olduğunu tahmin etmişsinizdir : ) ) Alt taraftaki resim ise hamlem sonrasında dünya hakimi olup ego tatminiyle güne güzel başlamamı sağlayan ekrandan alınma.

Diyeceğim odur ki eğer ilgiliyseniz gelin oynayalım. (2 kişi girince yabancılara karşı MSN'den anlaşarak ortak saldırı planları düzenlemek gibi hainlikler yapılabiliyor, bu tarz çamurlara da varım :) )


Edit 1: Mümkünse Asya ve Avrupa'yı almakla başlamayın, insanın elinde kalmıyor, çok çalkantılı bölgeler oralar, saldıran saldırana... En iyi başlangıç Avustralya ve Güney Amerika ile oluyor.

Edit 2: Kamçatka'dan Alaska'ya (ya da tem tersi) saldırı yapmanın ayrı bir zevki var. Her oyunda yapasım gelir, sırf bunu yapmak için Kamçatka yollarına düşebiliyorum. (Karşı taraf gafil avlanabiliyor, kağıt üstünde çok uzak görünce ordan oraya saldırılabileceğini unutuyorlar. Bunu değerlendirin.)

4 Yorum :

Pzt Haz 19, 10:57:00 PM

Hastasıyız gili hedefin ve riskin ama aynı ortamda olup arkadaş tuvalete gidince arkasından iş çevirmeyince ne anlamı var...

diyor Blogger Emrah...  
Sal Haz 20, 08:31:00 AM

Ooo bu lafının üstüne artık seninle oynarken tuvalete gitmem gerekirse askerlerimi ve sahip olduğum yerleri sayıp gideceğim : )

diyor Blogger Ozge...  
Pzt Haz 26, 07:41:00 PM

bende cok severdim bu oyunu oynayacagim kesin internetten :) sagol

diyor Blogger Mert Ulas...  
Pzt Haz 26, 11:19:00 PM

Mert, senin nickini bilmiyorum ama eğer girersen ve Özge görürsen o benim :) oynarız beraber.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Haziran 15, 2006

Korku Manyaklığı (3)


Daha önceki yazılarımda korku filmlerini sevdiğimden bahsetmiştim. Şimdi ise çok daha korkunç olabilen bir programa takılıyorum, "A Haunting"
Her pazar saat 22:00'de Discovery Channel'da yayınlanan bu programda yaşanmış korkunç hikayeler anlatılıyor. Olayların gerçek olması bir yana, çekimlerle-canlandırmalarla iyice gergin hale getirmişler programı, ve çoğu bölümü korku filmlerinden daha korkunç oluyor.
Genelde aynı tip anlatımlar olsa da sıkılmayıp ilgiyle izlenebiliyor: "Rachel Long ve ailesi Geogia'daki evi görür görmez beğenmişlerdi, çocukların kendilerine ait odaları olacağından memnunlardı. Evin 8 yaşındaki en küçük kızı Mary ise evden hiç hoşlanmamıştı, onu korkutucu buluyordu. Taşındıkları ilk gece bunun yersiz olmadığını gördüler. Komisyoncu ve komşuları tarafından gizlenen bir takım sırlar vardı..."

Cumartesi, Haziran 10, 2006

Fazla Geniş Bir Yelpaze










Bu akşam Paul Oakenfold konserine gideceğim. Konserin Yedikule Zindanları'nda olduğunu görünce aklıma oraya en son Manowar konserine gittiğim geldi ve "Bir yere ait olma ihtiyacı"nı müzik zevkleriyle gidermediğim için sevindim, hepsi kendine has ayrı bir zevk veriyor bana.
Konuyla ilgili takılan arkadaşlar oluyor ama seviyorum her tarzın bazı özelliklerini napayım?! Manowar dinlemeyi de, Paul Oakenfold dinlemeyi de, yeri gelince Serdar Ortaç - Hande Yener dinlemeyi de, fasıla gidip Türk Sanat Müziği dinlemeyi de, Klasik müzik dinlemeyi de, Newage dinlemeyi de... seviyorum. Sadece bazılarını daha sık ve daha uzun süreli yapıyorum, ama diğerlerine de "Metalciyim ben, dinlemem öyle çıstak çıstak şeyler" diyip sırtımı dönmüyorum.

Bu akşam eminim ki Manowar'daki kadar coşkulu bir atmosfer ol(a)mayacak, ama keyif alacağımı biliyorum.

Cuma, Haziran 09, 2006

Sürücülük Üzerine Zırvalamalar

Bu aralar tek gündem maddem "Sürüş testi" olduğu için hep ondan bahsediyorum.
Testi yapacak kişilerden birinin "Gayet güzel kullanıyorsun ama bu şekilde testi geçemezsin" demesiyle moralim düştü ama devam ediyorum çalışmaya. Hiçbir şirket araba verirken ehliyetin ötesini sormazken en çok istediğim yerin Demir Bükey ile teste sokup, kullanmanın ötesinde "Defansif Sürüş Teknikleri"ni benimsemiş olmamı beklemesi beni iyice gerdi. (Gerilmemin nedeni en çok orayı istediğim ve bu aşamaya kadar geldikten sonra burdan dönmeyeceğimi umduğum için başka yerlerle de görüşmeleri büyük oranda kesmem ve bariz bir B planımın olmayışımdan kaynaklanıyor.) Belirsizlikten nefret ediyorum, imzayı atsam da rahatlasam.
Bir yandan bu yaşa kadar kaç kere istememe rağmen sürekli geçiştirip anca 15'er dakikadan 2 kere direksiyon çalıştıran babama söylenmiyor da değilim.
Hatta daha ileri giderek "Trafikteki hatalarından dolayı kadın şoförlere laf edip duruyorsunuz ama onların kötü olmasında erkeklerin de rolü var!" diyorum. Evde iki çocuk varsa erkek çocuk daha 10 yaşında babasının kucağında direksiyonla oynamaya başlar, kız çocuk ise 20 yaşına gelse bile babasının aklına bir kere bile direksiyon vermek gelmez! Erkekler küçüklükten beri olaya aşinayken kadınlar da büyüdükten sonra bir şekilde öğrenmeye çalışırlar...

Şu yazıyı hocamızla bir anımızı anlatarak bitireyim:
Geçen gün bir yerde önümdeki bir olaydan dolayı yavaşladım ve arkamızdakiler korna çalıp söylenmeye başladılar. O sırada yanımdaki hocam "Arkadakileri hiç takma, sen doğru olanı yapıyorsun, umursama onları" dedi. Kendisine verdiğim cevaba ben bile şaşırdım: "Hocam merak etmeyin ben sakinim, onlar bana değil size sövüyorlar zaten "Hay ben sana kullanmayı öğreten hocanın..." diyerek."
Hocam sadece "Doğru diyorsun" dedi ve sonrası sessizlik...

1 Yorum :

Cum Haz 09, 01:19:00 PM

ahah senin cevaba bayildim :)

diyor Blogger Mert Ulas...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Haziran 08, 2006

Bitti (mi acaba?)

Finallerim bitti!
Ne var ki hiç de bir rahatlama , efendime söyleyeyim bir kuş gibi hafif hissetme durumunda değilim.
Tek dersten kalma korkusu bir yana, mezun olmayı beklerken gelip "Bilmemne dersiniz eksik kalmış, mezun edemiyoruz" diyecekler diye ödüm kopuyor! (Kaç kere kontrol etsem de aklıma gelmiyor değil bu ihtimal. Aman Allah korusun!)
Sürüş testim de yaklaşıyor... Geçen gün hoca bana "Gayet güzel kullanıyorsun, olayı çözmüşsün, alır arabayı tek başına çıkar gidersin istediğin yere" dedi. Tam bu lafları dinleyerek havaya giriyordum ki hemen üstüne ekledi: "Ama sürüş testini geçemezsin!"
Türk tipi trafik kültürünü edinmişim. Mesela yol verirken durmak yerine sadece yavaşlayıp sonra gaza basanlardan olmuşum. Testi geçmek için anladığım kadarıyla çok defansif olmak gerek. Sakin sakin, durarak ve bol bol vites küçültüp büyüterek... Üşengeçliğe son kısacası, artık ikinci viteste yavaşlamak yerine tamamen durup bire takmak var!

Pazartesi, Haziran 05, 2006

Michael Jackson

2-3 gündür "Hastayım galiba, yanıyorum" dememe rağmen gayet takılmacı bir kişilik olduğum için "İyiyim, iyiyim, yok bişey" diye geçiştirip dolanmaya devam ediyordum. Ta ki "Ya ateşim var ama kaç ki bir bakayım" diyip 39 dereceyi görene dek! Görmemle beraber "Hastayım ben, yatmalıyım" tribine girmem bir oldu.
Yatma sürecindeki sıkıcılığı gideren şey ise Number One'da Michael Jackson günü olmasıydı. Bütün gün yattığım yerden, izlemekten asla sıkılmayacağım bir adamı izlemiş oldum.
Şu anda normal haliyle bile Thriller klibindeki kadar korkunç olmasına rağmen zamanında kafasındaki şapka, parmaklarındaki bant, kısa pantolonu ve beyaz çoraplarıyla yaptığı danslarıyla hatırlarım Michael Jackson'u ve bence kesinlikle tartışmasız bir şekilde gelmiş geçmiş en büyük stardır!
Doğumgünümde İpek, Michael Jackson kliplerinin olduğu CD'ler hediye etmişti, kimbilir kaç kez izledim ama hala doyamadım hala izlerim. Hatta gidip birkaç dansını izleyeyim şimdi...




Bu arada biraz bilgi vereyim, Beat It şarkısındaki solo Eddie Van Halen isimli büyük gitariste aittir ve kendisi sadece 500 dolar gibi komik bir para almıştır. Daha sonra albüm (Thriller) patlar ve denilen odur ki Eddie abimiz kendini ucuza sattığı için pişman olur.

Not: Thriller albümü 51 milyonluk (special edition da işin içine katılırsa 60 küsür milyon) satışıyla tüm dünyadaki satış rekorunu kırmış geçirmiş bir albümdür.

1 Yorum :

Sal Haz 06, 08:05:00 PM

Ben bazen seni anlamakta zorlanıyorum. Hatta aynı sebeple sen de beni anlamadıgını soyleyip duruyorsun.

diyor Anonymous pınar...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Haziran 04, 2006

Muhabbet Kuşum

Dün rüyamda muhabbet kuşumun öldüğünü gördüm. Bu hayvancıklar sindirimleri için kum yerler, güya bizimki de kum yerken boğazına kaçıyor, babam veterinere götürüyor ama kuşumu kurtaramıyorlar ve nefessizlikten ölüyor. Bunlar olurken ben dışardayım, eve geldiğimde cenaze seramonisi çoktan bitmiş, yeni vefat eden kuşum seneler önce ölen eski kuşumun yanına gömülmüş bile...
Bu rüyanın üstüne sabah kalktığım gibi ilk işim kuşu salıp onunla oynamak oldu. Ben onu canlı gördüğüme, o da saatlerce ordan oraya uçabildiğine sevindi.
Bu kuştan bahsetmeden önce eski kuşumdan bahsedeyim, ne de olsa ilk göz ağrım.
İlkokula gidiyor muydum yoksa daha mı küçüktüm hatırlamıyorum, bizim eve bir kuş alındı. O zaman acayip tırsmaktayım hayvandan, salındığı odada kalamıyorum ya da sanki nükleer santral elemanı gibi kuşun bana değmesine izin vermeyecek şekilde eldivenler, gözlükler, atkılarla sarınmış şekilde oturuyorum, parmağıma almak yerine elimle tuttuğum kaleme konduruyorum. Sonra ne olduysa zamanla alıştım, Elmyra gibi elimde sevmeye başladım, konuşmayı öğrettim vs. Bu şekilde 8 sene baktım o kuşa, kısacası resmen onunla büyüdüm. Sonra garibim yaşlandı ve öldü, ardından 3 gün ağladım, odamın penceresinden görünen bahçeye gömüp başına taş diktim, bir de üstüne Fatiha okumuştum.
Sonra senelerce kuş alınmasına izin vermedim, ölünce çok üzülüyorum diye.
Derken seneler sonra bizim eve bir kuş daha geldi. Yumurtadan yeni çıkmış, burnundaki etin rengi daha belli olmadığı için erkek sandığım bir kuş. (Erkek olmasının önemi insanlara daha yakın ve konuşmaya daha yatkın olmalarında yatıyor.) Kısa zamanda birkaç kelime söylemeyi öğrenince erkek olduğuna dair tahminlerimden daha da emin oldum, ta ki hayvan gözümün önünde yumurtlayana kadar! O günkü şaşkınlığım bambaşkaydı. Uzun süre erkek muamelesi yaptığım kuşuma artık kız gibi davranıyordum (Şimdi "Alt tarafı kuş, ne muamelesi ki bu?!" diyenler olacaktır, "Kuşumla aramda bambaşka bir bağ var boşverin belki sonra anlatırım" diyerek geçiyorum.")
Nereye bağlayacaktım unuttum, sanırım hastayım diye daha bir hassasım bugun, böyle ortada bırakmak istiyorum yazıyı, zaten uzatmışım iyice hislenip.

Edit: Resimleri ekleyebildim. Şu anda bu yazıyı editlerken kulağımı ısırmakta olan cazgır dişi işte bu resimlerdeki cadı!

Cumartesi, Haziran 03, 2006

Alev Alev

Yanıyorum.

Ama sanacağınız gibi içten değil, tamamen fiziksel. 2 gün önceki klima bugun beni mahvetti. Boynumu oynatamıyorum, gözlerim yanıyor ve sürekli akıyor, midem bulanıyor, başım dönüyor, en önemlisi deli gibi ateşim var ve bu resmen basıma vuruyor, beynim zonkluyor.
Hiç böyle olmazdım, fena çarpılmışım.

Bu halde keyif aldığım bir ortamdan kopmamak için elimde buz boşeti, yüzümde gezdirerek monopoly oynamayı başardım! Artık dayanamayacağımı anladığımda eve geldim, havale mi geçiriyorum korkusuyla buz gibi bir duş aldım ve şu anda saçlarımın kurumasını bekliyorum.

Ben en iyisi gidip yatayım... Zorlamanın anlamı yok kendimi şu anda...

2 Yorum :

Paz Haz 04, 11:45:00 AM

e ama özgecim en son bıraktığımda üşüyodun sen çimlerde, güneşin altında? "ısınamıyorumm.. beyaz o,yansıtır güneşi giymem onuuu" hali hani? aa.. geçmiş olsun arkadaşımm :(

diyor Blogger deryik...  
Paz Haz 04, 12:30:00 PM

gecmis olsun :)

diyor Blogger Mert Ulas...  

Yorum Gönder

<< Home