bevr

Salı, Mart 28, 2006

Hayat...

... gerçekten pamuk ipliğine bağlı.

Bir gün eve geldiğinizde hiçbir şeyin aynı olmadığını görebilirsiniz.

Artık korkuyorum, yolda yürümekten, tanımadığım insanlarla karşılaşmaktan, havanın kararmasından...

Hergün o kadar çok gasp haberi duyuyoruz ki kendimi eve kapatmak istiyorum. Dün bir kız evinin asansöründe boğazı kesilerek öldürülmüş! Artık apartmanımıza girdik diye bile rahat olamayacak mıyız? Bakkala çıkmaya bile korkacak mıyız? Liselerde bile bıçaklanarak öldürülme haberleri çıkıyor hergün.
Çevremiz gitgide daha da kötüleşiyor... Bazen "Allah rahmet eylesin" diyip bir süre sonra unutabiliyoruz... Ama yakınlarımızın başına gelince...

Bir hiç uğruna öldürülen o kadar çok insan var ki... Tanımadıkları kişiler tarafından öldürülüyorlar ama paraları bile alınmıyor. Sanki sokaklar ruh hastaları ya da madde bağımlılarıyla dolu...
Gerçekten korkuyorum!

1 Yorum :

Pzt Nis 03, 02:06:00 PM

ben de anlamıyorum çevremizde ne kadar hasta ruhlu insan var.gerçekten de hayatımız pamuk ipliğine bağlı.

diyor Blogger beetlejuice...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Mart 21, 2006

Hulusi

Sol tarafta görmek olduğunuz arkadaşım Hulusi. Kendisi artık son zamanlarda yüzsüzlüğün dibine vurduğum bir kişi olmasına rağmen sabırlı davranışlarıyla beni mahçup etmiştir. Tam da kendisinin İspanya'ya master kabulu aldığı bu günlerde ona özel köşe ayırmak istedim. (Belki de İspanya yerine Hollanda'da okumayı seçecek, merakla bekliyoruz.)

Yaptığım yüzsüzlüklere gelecek olursak...
Ta Eylül'de aldığım yaklaşık 15 filmini yoğun ısrarları karşılığında anca geçen hafta geri verebildim, hem de tamamını değil! Bununla da yetinmeyip "Hulusi bak sana 8 film getirdim, bunun karşılığında 4 filmini alırım ama" diyerek kendi filmlerini kendi filmleriyle takas etmeye çalıştım. O ise sukunetini korumayı başardı, hatta başka filmler de verdi!
Sık sık cuma akşamları önceden planlamadan bir telefonla Hulusi'ye gidip "Vizyonda bu akşam ne var?" diyerek kuruluveriyoruz baş köşeye. O ise misafirperverliğini en güzel şekilde gösteriyor.
En son İspanya'dan kabul gelince "Hulusi filmlerini havaalanından geçiremezsin, Türkiye'ye dönene kadar bana bırak istersen film arşivini" bile dedim. O ise sadece güldü.
İşte kendisi böyle mübarek bir adamdır. Sadece misafirperverliği ve paylaşımcı ruhuyla değil, başka özellikleriyle de çok seviyoruz. Her daim kafasına takacak bir şeyler bulabilmesi beni şaşırtsa da seviyorum kendisiyle bu muhabbetler eşliğinde rakı tokuşturmayı.

Pınar'la Spor Saatleri

Sporda artık yalnız değilim!
Bugün Pınar bir kereliğine salonu görüp tek seans spor yapmaya gelmişti ki kendisini yalnız bıraktığım 5 dakika içerisinde aylık üyeliğe imzasını attı!
İlerleyen zamanlarda salon resimlerimizi koymayı düşünüyorum çünkü bazı hareketler var ki çok komik pozlar oluşturabiliyor, hem de hayatımızın en bön bakışlarıyla beraber. Pınar bugün bana bakıp bakıp eğleniyordu; "Ne gülüyorsun?" dedikten sonra ben de onu izledim ve gördüm ki sporun son 15 dakikasında içine düştüğümüz hal itibariyle izlenmeye değermişiz.

Çarşamba, Mart 15, 2006

Wunderbar!

Almanca hiç bilmem. İngilizce'den sonra Fransızca'ya kasarken Bildiğim tek Almanca cümle "Was ist das?" olmakla beraber onu da zaten vasistas pencere modeli dolayısıyla öğrenmiştim.

Daha sonra bir Almanca cümle daha öğrendim ki o da Alman pornosu geyikleri sırasında öğrendiğim için gerçek hayatta hiç kullanamayacağımı düşündüğüm bir cümleydi: Du bist mein lokomotiv Andreas!

Akşam akşam şimşekler çaktı ve bu cümle geldi aklıma. Ne tesadüftür ki Andreas isimli Alman bir çocuk var, kendisiyle hiç konuşmadım ama bildiğim Almanca'nın yarısını çağrıştırdı bana... Konuşacak olsa söyleyebilecek tek şeyimin bu cümle olması pek ironik geldi.


Not: Fedakar arkadaşım Evren, her şey için teşekkürler; ama son bir isteğim var, 3-5 cümle Almanca öğret bana : )

3 Yorum :

Çar Mar 15, 11:41:00 PM

evet dediğim gibi çocuk Kölnlüyse bu cümle iş yapar(tek bildiğim almanca cümle sana armağan olsun kuzzy):ein michael schumi es gibt nür ein michael schumi ist weltmeister! benden de slm olsun andreasa :)

diyor Anonymous Adsız...  
Per Mar 16, 12:01:00 AM

Ahahaha sana da bu yakışır kuzzy! : ) Schumi sana kurban olsun!

diyor Blogger Ozge...  
Cum Mar 17, 03:00:00 PM

senin istedigin almanca olsun b' tanem

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home

Salı, Mart 14, 2006

1. Sene & Sağlıklı Yaşam

Dün, 1. sene şenliklerine başlarken (neyin 1. senesi olduğunu boşverin) bu etkinlikler çerçevesinde sağlıklı yaşama da adımımı attım. Artık Nergiz'le manyağa bağlayıp haftanın 3-4 günü spor yapacağız.

Spor yaparken yedikçe vicdanen rahatsız oluyorum "O kadar spor yaptım bunun üstüne bir şey yemeyeyim de bir işe yarasın bari" diye, o yüzden artık yememe de daha rahat dikkat edebiliyorum.
Bu dikkat etme olayına artık "rejim" demek istemiyorum, çünkü bunu bana iyice bellettiler ki rejime başlama olasılığı 1/2, ama rejimi bırakma olasılığı 1/1 !!!

Son rejim girişimimde Evren'le aramızda geçen bir diyaloğu da aktarmak istiyorum çünkü verecek bir cevabım olamamıştı, öylece kalmıştım:

- Evren, ben rejime girdim salata falan yiyeyim
- Özgecim rejim yapma!
- Ne yapayım?!
- Yeme!!!

2 Yorum :

Çar Mar 15, 01:52:00 AM

1-o 1/2 degil

2- spor demişken step noldu?? gidip tanıtayım mı kendimi yoksa pınar olmak ister misin 1 donem???

3- evrenin cevabı taş-gedik, anahtar-kilit olmuş feyz, ders almasını bilene... çok şayane...

diyor Blogger Crimson Joy...  
Çar Mar 15, 09:43:00 AM

1- Kışın 1/10 falan oluyor o ama yaz yaklaştıkça rejim yapma ihtimali gitgide artıyor. Nisan gibi 2/3, Mayıs'ta ise 9/10 olabiliyor. Şu zamanlarda 1/2 diyebilirim.

2- Sen kendini tanıtıp git kayıt olduğun steplerine. "Ben Pınar'ım" diyip gidemem, çünkü zaten haftanın 3 günü spor yapıyor olacağım...

3- Ben de Evren'e uydum bu aralar yemiyorum, fotosentez yapıyorum.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Pazar, Mart 12, 2006

Saatli Maarif Takvimi

Ailece günde en az 3 öğün NTV Hava Durumu alırız, bunun yanında denk geldikçe diğer kanalların da hava durumlarını kaçırmayız. Ama takip ettiğimiz bir başka bilgi kaynağı var ki o da Saatli Maarif Takvimi.
Mesela hemen önümüzdeki günler hakkında aydınlatıcı bilgiler vermek gerekirse, dün itibariyle "Berd-ül acuz soğukları"nın (berd= soğuk, acuz= kocakarı olmak üzere halk arasında "kocakarı soğukları" olarak bilinen dönem) etkisine girdiğimizi söyleyebilirim. Cuma gününe kadar bu soğuklar devam edecek, ayrıca bugün "Husum fırtınası" vardı. Önümüzdeki günler hakkında söyleyebileceklerim şunlar ki 15 Mart'ta "Kırlangıçların gelme zamanı"nın ardından 18 Mart'ta "Kırlangıç fırtınası", 21 Mart'ta baharın başlangıcı ve 22 Mart'ta "Martdokuzu fırtınası" var.
Nasıl oluyor anlamadığım bir şekilde saatli maarif takviminde yazanlar meteorolojiden daha doğru olabiliyor.
Bunun en şen kısmı da Türkiye'ye gelen yabancılara "3. cemre düşüyor bugün, o yüzden hava sıcak olacak" dediğimizde anlamalarını beklemek.
Değil mi Derya?

2 Yorum :

Paz Mar 12, 08:50:00 PM

tabi ki maarif her zaman maarif..."kork avrul'un beşinden, öküzü ayırır eşinden" diyerek, miladi takvimle 15 nisana denk gelen soğuğu hatırlatmak isterim. kırlangıçlar erkenciymiş bu yıl yaa, tüh :)

diyor Anonymous derya...  
Paz Mar 12, 09:05:00 PM

Bu söylediğin deyişte bahsedilen "Kocaöküz fırtınası" olabilir, 20 Nisan'da oluyormuş bu. (Abrul 5, Nisan 18'e tekabül ediyor. Hani tarih yakın, isim de çağrışım yapınca bu fırtına olabilir değil mi?)
Bir de "Abrulun beşi sığır leşi" derler ki demek ki neymiş? Nisan ortasına geldik diye cıbıldak gezmek yokmuş, kendimizi koruyacakmışız.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cumartesi, Mart 11, 2006

Psikolojik Sıkılma

"Psikolojik sıkılma mı olur? Sıkılmak zaten psikolojiktir" demeyin, var böyle bir şey ve adını da ben koydum.
Şöyle özetleyeyim, saat 15:20 ve cumartesi günümü hava koşullarına da bağlı olarak bomboş evde takılarak geçirdim. Şu anda gayet mutluyum; müzik dinliyorum, kahve içiyorum, msn muhabbeti döndürüyorum, bir şeyler okuyorum ve blog yazıyorum. Şu anki halimde ufacık bir sıkılma ve memnuniyetsizlik yok. Ama bunları bitirip yapacak bir şey bulamadığımda bütün bir gün evde kapalı kaldığıma canım sıkılacak. Ve şu anda da bunu bilerek sıkılabiliyorum.

Kısacası, evden hiç çıkmamamdan dolayı 2 saat sonra pişmanlık duyup sıkılacağımı düşünerek şimdiden sıkılabiliyorum.

1 Yorum :

Paz Mar 12, 01:00:00 PM

hatta o kadar sıkkın olabiliyorsun ki akşam gel çıkalım demek için arayan arkadaşının telefonuna bile cevap vermiyorsun canım

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home

Art of Animation

Son günlerde resim yapmaya sardırdım. Okuldan "Art of Animation" dersi almaya başlamamla (ve insan çizebildiğimi gördükçe) heveslenip değişik pozisyonlarda insanlar çizmeye başladım. (Zaten hocamız da sağolsun çok enteresan pozlarda çizdiriyor.) Bu dersi okula girdiğimden beri almak istiyordum ama hiç programım uymamıştı, son dönemimde alabildim ve Hulusi'yle Furkan'a da aldırdım. Kaptırıp çiziyoruz üçümüz de.
Sağ tarafta görmekte olduğunuz fotoğraf kantinin bir köşesinde "turnikeye girmiş bir kadının arkadan görünüşü"nü çizerken Pınar Ö. tarafından çekilmiş. (Not: Turnikeye giren kadını önden de çizebildim.)
(Alttaki "Defter" başlıklı yazısıyı okuyup takıntılı olduğumu bilenler için not: Resimde elimde tuttuğum mor kalem üstüme uysun diye özellikle alınmadı, tesadüf eseri öyle. Yoksa kullandığım kalemleri de giydiklerime uydurmak amaçlı almıyorum, hayır o kadar da takıntılı değilim. Ve evet kalemi kendimi bildim bileli spastik gibi tutuyorum, her gören beni önce solak sanır.)
Şimdiye kadar en iyi çizdiğim ve çizmekten zevk aldığım resimler 3 boyutlu geometrik şekiller, eşyalar vs. ve manzara resimleriydi. İnsan vücudu hiç çizemeyen biri olarak kendimi aşmaya başladım.

Ha bu arada unutmadan söylemeliyim ki resim merakım babamdan geçmiş olmalı, kendisi bu konuda çok yetenekli. Bu aralar emekliliğini de resim yaparak geçiriyor ("Apartman Yöneticisi Emekli Subay" gibi çok tipik bir adam olan babam, bu konuda bana Kenan Evren çağrışımı yaptırıyor. Resim yaparak, balık tutarak emekliliği geçiriyor...) Kendisinin 30 sene önce yaptığı resimler de hala özenle saklanmakta (Hele kara kalem Filiz Akın çalışması var ki en sevdiğim çizimi odur.)

Biraz daha geliştirdikten sonra çizimlerimi de koyarım belki buraya...

2 Yorum :

Sal Mar 14, 08:36:00 PM

valla özgecim maharet kalemi nasıl tuttuğunda değilmiş demek ki de ben merak ettim turnikeye giren kadın gibi başka ne tür ilginç insan pozisyonları var. mesela otobüste sıkışmış insan pozisyonu da çizebiliyon mu?:))

diyor Anonymous gülçin...  
Çar Mar 15, 09:38:00 AM

Gülçincim ben de çizecek poz arıyordum değişik değişik, güzel olabilir otobüste sıkışmış insanlar : )
Ben bir deneyeyim...

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Mart 10, 2006

Defter

Bugün defter aldım! 16 yıllık öğrencilik hayatıma rağmen, 16*2=32 dönemdir her dönemin başında bilimum defter alan bir insan olarak hala böyle heyecan yapmam nedendir açıklayayım: Ben takıntılı bir insanım ve bir defterden uçması dışında birçok beklentim olabiliyor!

Ayrıca bu hastalık bulaşıcı! Dönem başlarında benimle kırtasiyeye girme hatasını yapmış kişiler de artık defter seçemez hale geldiler! Saatlerce dükkandaki bütün defterlerin içlerine teker teker bakar hepsine çeşitli yorumlar yapıp geçerim: "Bunun çizgileri çok koyu, açık renk istiyorum", "Bu çizgili, ya kareli olsun ya da çizgili olacaksa da çizgilerin arası daha dar olsun", "Spiralli olsun ama spirallerinin boyutu çok büyük olmasın ki çantada yamulmasın", "Kapağı plastik olsun ki çimlerde üstüne oturabileyim"... (Not: Bu son cümle abimin okula girdiğimde bana verdiği tek tavsiyeydi!)

Son kurbanım Derya birkaç kez benimle defter aldıktan sonra artık ben yorum yapmadan ne diyeceğimi tahmin edebilecek kadar ustalaştı bu konuda. Kırtasiyeye girdiğimizde bir defteri tam bana göstermek üzereyken "Ama bunun sayfası çok ince, tükenmez kalemi arka sayfaya geçirebilir" gibi herhangi bir sorunu saptayıp daha bana göstermeden eleyebilmekte.

İşte bugün o kusursuz defteri buldum! Tam çeşitli yerlerde 63479 tane deftere baktıktan sonra umutsuzluğa kapılıyordum ki onu gördüm! "Yaz bana!" diye çağırıyordu resmen! Son bir tane kalmıştı ve hemen alıverdim.
Favori markamı açıklıyorum: Koza. Geçen dönem de ondan almıştım. Morning Glory'ler gibi ayıcıklı değil, daha ağır; Taç gibi yeşil çizgili ama kapağı nem karşısında daha dayanıklı yani üstüne oturulabilir, Batu gibi sağlam spiralli ama spiralleri yamulmayacak kadar dar... Mükemmel... Budur!

Şu sektörde çalışmadığı halde benim kadar takip eden var mıdır bilmiyorum ama buradan yetkililere sesleniyorum, beni alın ve size ideal defteri yaratayım!

4 Yorum :

Cum Mar 10, 10:13:00 PM

Bu defter konusuda ben de takıntılıyım Özgecan. Her dönem mutlaka yeni bir defter alıyorum. Alırken de ilk baktıgım küçük ( 1. sınıfta kocaman bir defter alıp tek gun bile okula götüremeyince tüm defterlerim minnacık olmaya başladı) olması, sonra ayracları, en son da kapağı... Eger defter içime sinerse o donem daha iyi not tutuyorum.

GIPTA ya da bakıver. Yabancıya gitmesin para ;) gıpta da tasarımda fena degil.

daha dün tüm eski defterleri cıkarıp yanyana koydum bunların resmini çekip bloga koyayım dedim. ama benden önce davranmıssın ;) neyse bak, bir ara bardak takıntımı anlatmayı düşünüyorum. rezervasyon yapalım da.. =p

diyor Anonymous pinar...  
Cum Mar 10, 10:20:00 PM

Evet Gıpta da gayet başarılı, onu da kullandım bir dönem, ama onun bloknotları defterlerinden daha iyi, bloknot ise çalışırken kastırıyor, iki sayfayı bazen yanyana görüp konuyu okurken bir ona bir buna bakmak gerekebiliyor.
Ayraçlı defter olayını ise pek sevememişimdir, ayraçsızları tercih ediyorum hep. Çünkü o ayraçların ayrıldıkları yerler bana hiç uymaz, simetrik ortadan ayırıverir onlar ama bi taraf yetmez diğer taraf taşar... Ben kendim göz kararı ayırıyorum.
(Defter üstüne saatlerce konuşabilirim, ne kadar boş gözükse de böyle önemsiz bir ayrıntı önemli bir konuymuş gibi kırtasiyelerde beni oyalayabiliyor, dediğin gibi defter güzelse daha iyi not tutuluyor ve daha iyi çalışılıyor.)

Neyse ki henüz bardak takıntısı edinmedim, istediğin gibi yazabilirsin.

diyor Blogger Ozge...  
Cmt Mar 11, 02:23:00 AM

Bi MUJI defterlerini, bi de Moleskine'yi tek geçerim :) Denedin mi onları hiç? (Tabi bu defterlerin üzerine oturmaya kıyabilirsen kıyım kıyım kıyılabilirler gerçekten de.)

diyor Blogger İpek...  
Cmt Mar 11, 01:07:00 PM

Üzerine oturamayacağım defter kötü olur 2. dönem hava güzel ve çimler cıvıl cıvılken. Ama diğer zamanlarda kullanılabilir evet : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Say Say Say!!!

Günlerdir kafayı yercesine adını hatırlamaya çalıştığım parçayı buldum:
Hi-tech - Say Say Say
Eski bir Michael Jackson parçasının coverı olduğu için elimdeki Michael Jackson şarkılarına teker teker baktım, internetten yenilerini aradım, ağzımla mırıldanıp bilimum kişiye sordum, radyoda çıkınca telefondan arkadaşlara dinlettirdim, justcurio.us'a sordum, anladığım sözlerden lyric arattırdım... ama tüm bunlara rağmen bulamayıp uzun süre kafayı yedim. Herkese tanıdık geliyordu ama kimse adını bilmiyordu, soulseek'te kimsede yokmuşçasına aratınca çıkmıyordu, cover yaparken sözleri de değiştirdikleri için Michael abimizin sözlerinden aratınca bulunamıyordu... Ayrıca parçanın orjinali Paul McCartney ile söylenmiş ve Michael abimiz yerine onun albümünde yerini almış. Ben de "Michaelcığımın albümleri var, onca şarkıdan nasıl bulamam" diye boşuna stres yapmışım.
Ve çözüm şöyle oldu: İnternet başındayken bu parçayı en çok çalan Radyo 5'in sitesini açtım, o an çalan parçayı internette gösterdikleri için çalmasını bekledim ve evet nihayet çaldılar ve az önce öğrendim!
Oh bee!

Pazartesi, Mart 06, 2006

Daha Mutlu Olamam!

Eveeet gelelim doğum günü notlarına! Bunu zaten yazacaktım ama geceye katılanlardan da yoğun talep geldi : )
2 Mart'ta doğum günümün okulda arkadaşlar tarafından kutlandığını yazmıştım, gece ise babamlarla yemeğe çıkıp rakı bardağı tokuşturduk (babamla karşılıklı rakı içtiğime şaşıranlar vardı, tokuştururken resim çekip durumu ispatlamış oldum.)

Asıl bomba kutlama ise cumartesi yaşandı!
Cumartesi gecesini bana ayırıp hayatımın en güzel doğum gününü geçirten 35 (yazıyla "otuz beş") arkadaşıma teşekkür ederim. Kalabalık ve eğlenceli doğum günlerim olmuştu ama bu seferki bambaşkaydı! Birçok insandan "Ne çok sevenin varmış, ne kadar güzel herkes gelmiş" laflarını duymak ayrıca mutlu etti.

En baştan başlayalım anlatmaya. Sabah kalktığım gibi kuaföre gidip saçlarımı kestirdim (ee süslenmek gerekiyordu, gece benim gecemdi ne de olsa!) Sonra Ayşe geldi ve beni alıp Florya'daki Beyti'ye öğle yemeğine çıkardı. İlk defa gittim, kesinlikle harikaydı! Hizmet kalitesine hayran kaldım. (Bu arada trafik yüzünden yol biraz uzun sürdü, yanımızdaki Kokoloji kitabını bitirdik!)

Sonra 6 gibi Ayşe'yle Taksim'e diğer arkadaşların yanına geçtik. Tramvay adlı yerin üst katında 20 kişilik rezervasyonumuz vardı, 25 olduk zor sığdık. Böyle bir kalabalıkta haliyle ortamın en şen gurubuyduk. (Beytiden sonra bir şey yiyemedim ama Pınar'ın seçtiği pastanın güzelliğinden de söz etmiş olmak istiyorum.) Ortaya pasta geldiğinde resmen kıyamet koptu! Bir an alt kattakilerin de gelip bize katılıp kutlayacaklarını düşündüm! Önümde 8 tane fotoğraf makinası belirdi, basın toplantısında gibi bir ona bir buna baka baka flaşları patlattık. Ayşeciğim ve Sırcancığımla beraber kestik pastayı, Mart Balıkları olarak. Birbirinden güzel hediyelerimi de alıp açtıktan sonra uzuuuun masanın bir o tarafına bir bu tarafına dolanıp herkesle sohbet ettim. Bu arada yemek boyunca 25 kişiden 4 tanesi erkek, gerisi kızdı! Ama bu erkek- kız oranı On The Run adlı mekana gidince değişti çünkü neyse ki diğer erkekler bize katılarak sayımızı daha da arttırdı. O gece sonradan aramıza katılanlarla beraber yaklaşık 35 kişiyle kutlama yaptık.
Tramvay'dan çıkarken 2 kız "Özge" diye seslendi, baktım ama tanıyamayıp kafamı çevirdim. Bir daha seslendiler, dönüp uzun uzun baktım soru dolu gözlerle, sonradan tanıdım ki 10 senedir görmediğim ilkokul arkadaşlarım Ebru ve Aslı! Beni nasıl tanıdıkları konusunda hiçbir fikrim yok ama sanki o gece her şey ben mutlu olayım diye düzenlenmişti! Onlarla bir süre ayak üstü muhabbet ettim. "Doğum günüme denk geldiniz" diyince "Aaa o sen miydin?! Yukardan sesiniz geliyordu, çok kalabalık ve şendiniz biz de kim doğdu diye merak etmiştik" dediler. Kısa muhabbetin ardından On The Run adlı mekana geçtik. (Bu arada kızlarla konuşurken Derya dışarda kaçırdıklarım yüzünden kafayı yiyordu ama bu da bizim aramızda kalsın.)

On The Run'daki en eğlenceli kısım karaokeydi! Nergiz, Ayşe, Derya, Sırcan (Evren'in Sırcan'ı sahneye patates çuvalı gibi taşıması komikti!) ve ben sahneye çıkıp "I Will Survive"ı söyledik, geri kalan herkes sahne önünden bize eşlik edip dans etti. Bütün mekanı coşturduk diyebilirim. Bir dahaki gidişimizde "Oooo hoşgeldiniz!" diye karşılanabiliriz. Karaoke sırasında video çekenler olmuş, amatör girişimimizi izlemeyi merakla bekliyorum. Ayrıca mekanda çalan gurubun demo CD'sini kazandık. Mor ve Ötesi'nden "Daha Mutlu Olamam" parçasını söylediler ki o anda tam hislerimi ifade eden şarkıydı! Gece 11 buçuğa kadar orada kaldıktan sonra Derya'yla Mojo'ya geçtik.

Mojo daki eğlencemiz de kesinlikle unutulmazlar arasında yerini aldı! Derya'nın arkadaşı Bahar ve onun arkadaşları da bir süre bizimle takıldılar ama asıl komik kısım onlar gittikten sonra oldu! Muhabbete kasan gençler oldu, bu sırada 2 efendi çocuk koruyuculuk yaptı. Kendilerinin yanında kızlar vardı ama sonra ne olduysa arkadaşları yok oldu ve ikisi bizimle takılmaya başladı, efendi çocuklardı, muhabbet ettik, gece 4'te de İstiklal'in başına kadar yalnız yürümek zorunda kalmadık. Kızılkayalar'da bir şeyler atıştırdıktan sonra telefon bile vermeden taksiye atlayıp gittik.

İşte böyle uzuuun ve çooook eğlenceli bir gün oldu! Yapımda ve yayında emeği geçer herkese bir kez daha teşekkürler!

(Not: Fotoğraflar için Ayşe, Nergiz, Hulusi ve Merve'ye teşekkürler. Elime ulaştıkça resim koyabilirim daha.)

1 Yorum :

Pzt Mar 06, 11:44:00 PM

bütün gece savurduğun fön güzeli saçlar ve hepimize inat her fotoğrafta düzgün çıkıp "fotojeni güzeli" oluşun, on the run'da "evet şimdi votkalarımıza votka koymaları için bara gideliiim" hali ve yıllar süren uğraşlardan sonra "I'll survive" klasiğine ihanet etmememiz, etrafta tanıdık tanımadık herkesin cep telefonuyla fotoğraf çekmesi, mojo'da ayakkabı fetişisti garsonun sana özel votka ikramı ve sigaralı savunma hattı, gündüz tarifesi-kadınlar günü ilişkisi de.. benden olsun :)

diyor Anonymous derya...  

Yorum Gönder

<< Home

Perşembe, Mart 02, 2006

2 Mart - İnsanlığa Armağan (!) :p

Bugün benim doğum günüüüm!!!
Onun içindir ki böyle janjasyonel yazasım var.

Doğum günüm geldiğinde çok mutlu oluyorum. Gece 12'de telefonum çalmaya, mesajlar gelmeye başladı gene. İnsanlar tarafından hatırlanmak çok güzel!

Bugün okulda da arkadaşlar kutladılar. Derya elinde çiçekle karşıladı beni, sapında da boyunca "Mutlu yıllaaaar, iyi ki doğduuuuuuuuuun!!!" yazıyor, ayrıca akşam da pasta yerine waffle ile tekrar kutlandı doğumum. Sonra bölümden arkadaşım Ayşe'den hediye aldım. (Bu arada 4 Mart da onun doğum günü)

Asıl kutlama cumartesi olacak! Öğlen liseden kankim Ayşe beni alıp yemeğe çıkaracak, ondan sonra akşam okulca yemeğe çıkacağız (okulca diyorum çünkü gerçekten gayet kalabalık olacağız!), gece de danslı çılgın eğlence düşünülüyor!

Şimdilik bu günü böyle kesiyorum, 3 gün 3 gece boyunca doğum günümü kutladıktan sonra eğlence notlarından aktaracaklarım olabilir...

Gece 12'de Mehtap (beraber olduğumuzda Edi-Büdü ismi takılan arkadaşım) doğum günümü çok doğru bir şey diyerek kutladı, hoşuma gittiği için bir parçasını yazmak istedim: "Bu doğum günlerini eğlenme maksatlı kullanıp büyümemekte ısrar ediyoruz sanki. Birinci sınıfta da böyle değil miydik biz? :p ..."

3 Yorum :

Per Mar 02, 08:48:00 PM

Gogum gunun kutlu olsun ozge :) Bu arada balik burcu en guzel burctur zaten ;)

diyor Blogger Mert Ulas...  
Cum Mar 03, 09:54:00 AM

Eveeeet!! Balık balık mutluyuz biz : )

diyor Blogger Ozge...  
Cum Mar 03, 02:14:00 PM

balık burcu konusunda peh diyor ve yengeçlerle birlikte hayatta mutluluklar diliyorum keh keh

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Mart 01, 2006

Kare Karalamaca

"Kim uğraşır bununla" diyip yüzüne bakmadığım Kare Karalamaca'nın hastası oldum. Gece 3'e kadar çıkan resmi bitirmeden uyuyamıyorum. Eski kitaplardan çözmeden atladıklarımı teker teker bitirip "Aaa ne kadar güzeeel, salyangoz resmi çıktııı!" diyip uyuyakalıyorum artık.

3 Yorum :

Çar Mar 01, 10:22:00 AM

Yaa yaa. Hem gece uykusuzluklarına, hem de güneşli pazar sabahlarına iyi eşlik ediyor :)
Bir de bugünün Sudoku'su, dünün "diamond"ı var aynı ayarda.

diyor Blogger İpek...  
Çar Mar 01, 06:57:00 PM

kare karalamaca fena değil. ama abecesel bağlantı en süperi.

diyor Blogger divadeiwob...  
Çar Mar 01, 08:01:00 PM

Aslında benim favorim "Mehmet karısı için kırmızı halıyı aldı ama karısının adı Hande değildi" tipi soruları olan ve kim kimin karısıdır ne alınmıştır diye bulduğun sorular. Ama bunların hepsini bitirince kare karalamacalar kaldı.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home