bevr

Perşembe, Ocak 26, 2006

Korku Manyaklığı

Bugün gene abidik gubidik korku filmleri aldım: "Kanlı Ayakkabı" ve "Boo". Bunların yanına bir de klasiklerden "Evil Dead" aldım. Allah korusun mahallede cinayet olsa sadece film arşivime bakarak benim yaptığımı düşünebilirler.
Eskiden üst sokaktaki bir dükkandan alırdım film. Aylar sonra bir gün gene film seçerken çalışan adam yanıma geldi "Ben sizi tanıyorum, 2 günde bir gelip korku filmi alıyorsunuz" dedi. Manyak sandı beni, bir daha alamadım ordan korku filmi falan.

Filmlerden açılmışken, çok övdükleri Shaun Of The Dead'i bugün izledim ve bir kez daha kanaat getirdim ki İngiliz komedilerini sevmiyorum. Konuşma stillerinden olsa gerek, sadece iğnelemeyle meydana gelen esprileri seviyorum. Onun dışında filmleri çok soğuk oluyor.
İngiliz aksanını severim ama komedi filmlerinde değil! Son olarak Coupling'in 3 sezonunu birden aldım ve onlarla şansımı deneyeceğim. Eğer onu da sevemezsem İngiliz komedilerini sevmeye çalışmayacağım. Seinfeld ile yetinmeye devam...

4 Yorum :

Cum Oca 27, 01:14:00 PM

hayatım coupling senin hayatını anlatıyor ;-)

diyor Blogger divadeiwob...  
Cum Oca 27, 02:15:00 PM

Daha izlemeye başlamadım, ama sen böyle diyorsan kesin bi pislik var ahaha :)

diyor Blogger Ozge...  
Çar Şub 15, 11:12:00 PM

özgecim coupling sevilmez de ne sevilir????

diyor Anonymous merve...  
Per Şub 16, 09:01:00 PM

Merve, itiraf ediyorum Coupling hiç de fena değilmiş. Özellikle izledikçe daha güzel geliyor.
Ama gene de Seinfeld olsa onu tercih ederim gibi geliyor : )

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Çarşamba, Ocak 25, 2006

Sezercik Seni Eşekler Yesin

Karda televizyon eğlencesi devam ediyor. Şu anda Sezercik'in oynadığı Öksüzler filmi var.
Ekol bir filmdir bu kesinlikle, ama bu filmi ekol yapan Sezercik değil, yaklaşık 5 dk gözüken şımarık şişko çocuktur.
Filmi her izleyen kişinin beynine açık arttırmada eşeği almaya çalışan ve şu an sol tarafta resmini görmekte olduğunuz çocuk kazınır. Şişko Nuri rolünün hakkını öyle iyi vermiştir ki (zaten tip de buna müsaittir) "Benim babam çok zengin, bana o eşeği alacak. Nihahaa... Çuvalla para verir gene de alır o eşeği. Sonra bincem sırtına vurcam kırbacı, vurcam kırbacı! Hıahah..." derken ağzının ortasına çakmak istersiniz. Sezercik ise o çocuktan bile daha antipatik bir şekilde "Vuyma ona!" demektedir.
Ortamda bir tane sevilesi şey varsa o da eşek sıpasıdır! (Küfür gibi oldu ama cidden öyle.)

Nedir Bu Tipinin Hali?

Kar devam ederken televizyondan da geyik kar görüntülerini izlemeye devam ediyoruz.
Az önce yolda teyzenin biriyle röportaj yaptılar, kadın ne kadar ciddi konuşsa da söyledikleri çok komik geldi ve yanda görmekte olduğunuz Yiğit Özgür karikatürünü hatırlattı.
Kadın ciddi ciddi "Nedir bu tipinin hali?! Devlet uyuyor mu?" dedi. Devletin tipiyi engelleyebilecek bir şey yapabileceğini mi düşünüyor ki? Geçen senelerin aksine yollar bile deli gibi açık, bu sefer iyi çalışmışlar.
Hava o kadar güzel ve temiz duruyor ki normalde bakkala gidip ekmek almaya üşenen ben, her fırsatta kendimi dışarı atıyorum. Az önce elime uzun fırçayı alıp arabaları temizlemeye indim. Arabanın bir tarafındaki karları atıp diğer tarafa geçtiğim anda temizlediğim yer gene karla kaplanmış oluyor.
Neyse gidip soğuktan donmamayı başarabilen kuşlara öğle yemeklerini vererek hayat mücadelelerini biraz kolaylaştırayım. Sabahki ekmek parçalarını afiyetle yediler. (Garibanlar öyle bir açıkmışlar ki Alfred Hitchcock'un Kuşlar filmindeki gibi saldırdılar.)

Salı, Ocak 24, 2006

Poşetle Kaymaca

Bugün Pınar'a gittim. Mehtap ve Demet de gelecek, proje yapacaktık.

5 saatin 3 saatinde muhabbet, 2 saatinde proje yaparak günü noktaladık. Asıl en eğlenceli kısmı Pınarların evinin ordaki yokuşta çocukların kaydığını görmemiz oldu. Akşam eve dönmeden önce hemen yokuştaki çocukların da dağıldığını görmemizle elimize poşetleri alıp indik ("Migros poşeti parçalanır, Mango poşeti yok mu?" diye poşeti bile seçtik ona hiç girmeyeyim.)

Mehtap ve Pınar'la gaza gelip yokuşun tepesine çıktık. 15 senedir poşetle kaymayan bir kişi olarak başta tırstığımı itiraf etmeliyim. (Ama gene en kahraman ben davrandım di mi kızlar? :P)

Tekniği bile unutmuşuz, çocuklar sabah spin atarak iniyorlardı büyük bir hızla, onları görünce duramayacağız diye korktuk. Sonra bir veledi yakaladık, öğretti bize kaymayı. Anlatsana bize nasıl kayıyorsun? Poşet altından kaymıyor mu? Nerden tutuyorsun? Sonra nasıl duruyorsun? ... Çocuk bize uygulamalı olarak gösterdi sağolsun. (En tatmin olmadığımız cevap "Öndeki arabanın lastiğine çarpıp duruyoruz" dediği için nasıl durduğuna ilişkindi.)

Baştaki tırsıklığımız daha ilk kayışta yok oldu, arka arkaya daha da yukarı çıkarak kaymaya başladık. Sol tarafta görmekte olduğunuz resim de tam anlaşılmasa da ben kayarken Pınar'ın yakaladığı bir resim. (Neyse ki tam göremiyorsunuz, eşek kadar olmuş tipler olarak kayarken mahalleli izleyip güldü, bir de blog camiasına rezil olmayalım.)

Bundan sonra arayı bu kadar açmadan her kar yağışında kaymayı planlıyorum! Çocuklar gibi şendik! Değil mi kızlar?

2 Yorum :

Çar Oca 25, 01:44:00 PM

bizim burada da benzer bi yokus var ama cocuklarn tercih ettiği soylenemez. anneler, teyzeler, babalar, komşular toplanıp alıyorlar posetleri altlarına. tatilde gelceksiniz ya bana?? hah o zaman hala kar varsa (ki burada kar epey uzun sure kalıyor) gideriz :))

ama benim tercihim içi kar dolu migros poşeti, ona gore.. isteyen evden getirir poşetini.

diyor Blogger Crimson Joy...  
Çar Oca 25, 05:51:00 PM

kar varsa gelemeyiz ama :)
içi kar dolu migros poşetiyle denemedim hiç, o tadı da yakalamak gerek. öğretirsin artık.

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Cuma, Ocak 20, 2006

Kankigiller

Canım, ciğerim, neşe kaynağım olan üç insana yer ayırmadığım bir blog sayfası olamaz! Beni yakından tanıyanlar ağabeyime olan düşkünlüğümü bilirler, hayatta en değer verdiğim kişi odur. Ama üç insan daha var ki ağabeyimden ayırmam.

Sağ taraftaki resimde yanımda olan kişinin adı Ayşe olmakla birlikte alemin en harbici, güvenilir, çatlak kızıdır. (Ayşe mavi kot mont giymiş olan, ben de sarılı olanım.) Aynı lisedeydik ama dersanede tanışmıştık, sonra okulda da sıra arkadaşı olduk. Çok manyak anılarımız vardır, ilerleyen günlerde onları da anlatmaya başlarım mutlaka!

Sol tarafta görmekte olduğunuz kişi blogumda zırt pırt adı geçmekte olan Evren'dir. (Yanındaki de ben pek tabii.) Artık kendisine Digiturk gibi "Ne istersem onu gösteren tivi" demek istiyorum, zira tatil boyunca BBG evi gibi onu izlemeyi planlıyorum. (Henüz kendisinin bundan haberi yok ama neyse... ) Evren, beraberken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız insanlardan biridir; kesinlikle eğlenceli! Ayrıca en durgun, sıkıcı günde bile hiç yoktan konuşacak bin bir tane şey bulup günün güzel geçmesini sağlayan biri.

Son olarak yan tarafta Duygu ve beni görebileceğiniz en paçoz halde görmektesiniz. Zaten biz de bu rezilliğimizi fark edip resmi çekelim dedi geyik olsun diye. Duygularda kalmaya karar verip onun pijamalarını giymiştim. (Nereden bulmuş öyle komik pijamaları bilmem, resimde görmüyorsunuzdur ama üstünde çikolata donut resimleri falan var! Bu arada turunculu benim, kırmızılı Duygu)
Duygu ile arkadaşlığımızın 6. yılındayız. Bir ara 5 dakikalık mesafede oturduğumuz için hergün görüşebiliyorduk ama artık o karşıya taşındığı için yani artık aynı kıtada bile olmadığımız için eskisi kadar görüşemiyoruz. (Yeri gelmişken takılayım bari, artık kendisi cadde kızı oldu bu tarafa gelmez oldu; ben de zaten oldum olası ısınamamışımdır karşıya, hep çok uzak ve köy gibi gelmiştir.)

Noktalamak için söyleyebileceğim en içten söz şu olur: Üçü de iyi ki var!

Çarşamba, Ocak 18, 2006

Finaller!

Her final dönemi aynı şey oluyor: Bütün sene hiçbir şey yapmayan, hatta bir tarafını kaldırıp derse bile gitmeyen ben, sınavlardan önceki son bir hafta kütüphaneye kapanarak debelenmeye baslıyorum. Ayrıca ders zorsa son debelenme işe yaramadığı için, kolaysa "Amaaan geyik ders zaten, şöyle bir baksam yeter" diyip iyice serdiğim için hep ortalama bir şekilde dönemi noktalıyorum.
Bu dönem de hemen hemen aynı şey oldu!

Aslında bu dönem son 1 haftada değil, son 2 haftada çalışmaya baslayıp daha çok asıldım ve notlarım çok daha iyi geldi. Ama gel gör ki bu dönem bütün hocalarımın curve yerine katalog yapacağı tuttu! 80 üstü notlar alıyorum ama öyle katı katalog yapıyorlar ki CB geliyor! Üstelik 1-2 ders değil, bu dönem herkesin katalog yapacağı tutmuş! Oysa diğer insanların notlarına şöyle bir baktım, curve olsa BA olacak notlar!
Hele Fransızca hocası katalog olayını bitirdi! 95-100 AA, 90-85 BB diye 5'er 5'er gidiyor. 82 ile CB geldi! Üstelik 4. dönemdir alıyorum, yani baslangıçtaki gibi kolay da değil! Dayanamayıp mail attım adama, "Hocam taktir sizin ama bu notla ve bu derse katılımla daha iyisini hak ettiğime inanıyorum" diye. Cevap gelmedi hala ama cevap yazmasa da okusun, bari içimde kalmasın.

Salı, Ocak 17, 2006

Latrell

Yakın çevrem, White Chicks isimli bomboş bir
filmi en az 8 kere izleyip hala çok güldüğümü bilir. (Referans için Evren'in linki var yanda, bakınız efenim, yandaki resim için de ayrıca teşekkürler ona.)
Ama o filmi güldüren film yapan esas adam kesinlikle Latrell karakteridir!

Yan tarafta görmekte olduğunuz resim onun güzel pozlarından biri. Filmde evine böyle devasa bir tablosunu koydurtmuş bir karakter kendisi.
(Bir nevi aşağıdaki kutup ayıları gibi mutluluğun resmidir bu benim için, gördükçe filmi hatırlayıp gülerim.)
Filme ilgili hatırladığım sahnelerde hep bu adam var, şarkı söylemesi (1000 Miles), dans edişi (Satisfaction), "dil"i ve açık arttırmada bir gazla ortaya çıkıp yaptığı "cash" hareketi.
Abartıp daha fazla anlatmayayım.
Ben bu filmi bir kez daha izlerim bu gidişle. Bu sefer kime izletsem acaba? : )

Çarşamba, Ocak 11, 2006

Hayatta da sıkışığım Caesar III'te de

Dellendim! Ölsün bu Sezar!
Tam ülkeyi toparlıyorum, bir şeyler istiyor, onları yapacağım diye borca giriyorum ya da trade yapamıyorum biriktiriyorum diye. Sonra borçtayım diye sinirleniyor. Kasıp borcu kurtarıyorum, bu sefer bolluk refah içinde yaşarken favor 35 üstüne çıkmadı diye ordu gönderiyor aman be!
Güya kafam dağılsın diye takılıyorum ama daha çok sinirlenmeye başladım bu bölüm itibariyle...

Bu arada manyak doluyum. Demet'le bilimum yarışmaya katıldığımız için hangisine ne yapacağımızı karıştırmış haldeyiz!
13 Ocak Brandstorm deadline
15 Ocak Trust deadline
17 Ocak L'oreal deadline
18 Ocak finalim var
Bu arada radyo programı ayarlamam gerek...

Offf benim burda takıldığım kabahat... Gidip bir şeyler yazmalıyııımmmmm!!!!

(Lost'un da 10 bölümünü izledim, izlemediğim 2 bölüm kaldı elimde. acayip de merak ediyorum onu mu izlesem ki?!)

Cumartesi, Ocak 07, 2006

Prison Break 1. Sezon

Her zamanki gibi kopya çekmeyi beceremediğim, sabah sabah geçip gitmiş olan bir sınavın ardından cumartesini harcadım bitirdim. Aslında harcadım demek yanlış olur, çünkü bu sefer "Ne yaptın?" diye sorulursa "Hiç işte, takıldım öyle..." demek yerine diyebileceğim belirli bir şey var:"Manyağa bağladım, 8 saat aralıksız Prison Break izledim. 9 bölüm bitti, 10'a başlayacağım!"

Beynim eridi galiba televizyona baka baka. Aptallaşmış gibi hissediyorum. Gidip yemek yiyeyim, sonra da nostalji yapıp sezar oynayarım hem...
Bütün bunlar Furkan'ın yüzünden oluyor. Ballandıra ballandıra anlattı dizileri, sonra da getirdi CD'leri!
Neyse ki "Lost" serisine başlamamışım, o zaman sezonu bitirene kadar ara veremezdim meraktan...

Edit: Prison Break kesinlikle en bir favori filmim Shawshank Redemption çağrışımlarıyla dolu!

Pazartesi, Ocak 02, 2006

Abidin! Mutluluğun Resmi Çekilmiş!


Birkaç şey vardır ki gördüğüm an eririm, sakinleşirim. İşte birkaç saat önceki blogumdan bu yana mode değiştirmemde en etkili olan birkaç resmi gösteriyorum.
Kutup ayısı (ve hatta yavrusu! Ay yerim ben onu!), Karayipler, Zihuatanejo gibi "Alıp başımı gitsem" dediğim yerleri görünce huzur doluyor içim.
Şimdi birkaç kutup ayısı resmi ile Zihuatanejo resmini görmektesiniz.
Üst taraf çok şeker değil miiiii?!?! : )))))))






















Bu arada Zihuatanejo'yu en sevdiğim film olan Esaretin Bedeli'nden (Shawshank Redemption) öğrenmiştim.Andy(Tim Robbins) Red'e(Morgan Freeman) şoyle anlatır:
"Little place right on the Pacific. You know what the Mexicans say about the Pacific? They say it has no memory. That's where i'd like to finish out my life, Red. A warm place with no memory. Open a little hotel right on the beach. Buy some worthless old boat and fix it up like new. Take my guests out charter fishing."





2 Yorum :

Cum Oca 13, 03:42:00 AM

Mutluğun değil mutluluğun yazacakmışsın başlığa ama farketmemişsin.. ben ettim, dedim hemen söylim düzeltsin :) böylece harika olan yazı kusursuz olsun :)

diyor Blogger herackles...  
Cmt Oca 14, 08:54:00 PM

Teşekkürler : )
Düzelttim hemen. Mutluluktan heyecanla yanlış yazmışım :)

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home

Depresif Mode On

Sıkılıyorum!
ve hatta "Sıkılıyorum..." 3 nokta koyuyorum ki daha devamı geleceği belli.
Bir isteksizlik, bir alıp başımı gitme isteği, bir kış uykusuna yatsam da bana dokunmasalar durumu...
3 finalim kaldı, radyo programı ayarlayacağım, kışı boş geçirmemek için başvurularda bulunmam gerek, daha sonra iş-güç stresi saracak, Avustralya da yalan oluyor...

Böyle durumlardayken her şey batabilir bana. Gelirken otobüste konuşan bir kıza uyuz oldum mesela. Salak salak yanındakine bir şeyler anlatıyordu ama ben onu dinlemek zorunda mıyım?! Cırtlak da bir sesi var, ağzına çakasım geldi resmen! Bir de tam inecekken ineğin teki kapının önünde durmuş zor geçtim. Hıyar gibi ne dikiliyorsa orda?!

Ersin Karabulut'un bir karikatürünü hatırlattı bu durum, en sevdiklerimden; hani "Hiçbir şeye yetişemiyorum" diye başlayıp, etrafındakilerin "Çok donanımlıyım, süperim neden o zaman çılgıncasına yayılmıyorum şu sandalyeye" diye devam ettiği... Ortak temenniyle noktalanıyordu ("Merhaba ben Devlet, artık senden bir şey beklemiyoruz" diye. Bilahare daha uzun anlatırım bu kadar hatırlatma yazdım, üşendim gerisine)

Sanki hepsinin altında gelecek kaygısı yatıyor...

Avustralya olmadı, bari Karayiplere gitsem... Anca kendime gelirim.

1 Yorum :

Pzt Oca 02, 10:16:00 PM

ne demek lan olmadı, başlatma talukatına şimdi

diyor Blogger divadeiwob...  

Yorum Gönder

<< Home