bevr

Perşembe, Kasım 16, 2006

Dikkat Türk Çıkabilir!

Bugün itibariyle Den Haag belediye başkanlığına adaylığımı koyabilecek kadar şehre hakim oldum! (Bir gün yeterliymiş bunun için. Aynı sokaklardan 8. geçişimden sonra "Gözünü sevdiğimin İstanbul'u be!" diyerek memleketimizin ne kadar güzel olduğunu, ne kadar çeşit alternatifimizin olduğunu fark ettim. Geçecek pek bir yer olmadığı için Mauritskade, Noordeinde ve Kortenaerkade yollarından 15 kez geçmişimdir.)

Derya dersteyken elimde haritayla dolanıp bilimum insanla muhabbet ettikten sonra buranın yerlisi gibi olmama Derya bile şaşırdı (zira kendisine yol tarif etmeye başladım.) Bunda kesinlikle yaptığım işin etkisi büyük. Aylardır yer-yön duygumla yalnız başıma elimde haritayla İstanbul'un hiç gitmediğim yerlerini dolaşmaktan bir alışkanlık oldu keşfetme süreci.

Derya'nın gelmesiyle beraber başarısız bir 2'li bisiklet denememiz oldu ve daha sonra sanki memleketten çok ayrı kalmışım da özlemişim gibi Türk restoranına (adı da Lokanta) yemeğe gidip Mustafa Sandal dinleyerek yemeğimizi yedik. Bütün yemek boyunca Derya'yla insanların hayattan keyif almayı bilmediklerine dair konuşmalar yapıp yan masalardaki zevksizlere bakıp sinir olduk. (Öyle uyuz yiyorlar ki "Bırak bırak! Sen ne anlarsın bundan" diyerek tabağı önlerinden alasımız geldi. Bizim dışımızda yediği yemeği yemek zorunda olduğu için değil de keyif almak için yiyen bir kişi vardı, o da Hollandalı değildi zaten.)

Geceye doğru anlamsız bir şekilde bomboş olan yollarda "Ada Sahilleri"ni söyleyerek barlarına akmaya başladık. Prince Bar, O Casey's, Havana, De Patter, Fiddler, Murphy's vs. derken kendi adıma denenmedik bira çeşidi kalmaması yönünde önemli girişimlerde bulundum.
Girmeye tırstığımız La Luna ve şirket partisi olduğu için giremediğimiz Richard abinin yeri de giremeyip içimizde kalan yerler olarak listede yerlerini aldı. (Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi Derya yazar diye ona bırakıyorum.)

Günün kapağı:

Her yerden Türk çıkabilir düşüncesiyle etrafı iyice süzüp ondan sonra Derya'yla kendi aramızda "Sence bu nereli?" tahmin çalışmalarının ardından rahatça Türkçe konuşup mekandaki tiplerin analizini yapmaktaydık.
Havana'nın barmeni bonus saçlar ve melezimsi teniyle Türklere hiç benzemediği için gayet rahattık. (Hatta ben nedense Kamerun'lu olduğunu düşünmekteydim.) Kendisinden çakmak istedik, verdi, kullanıp masaya koyduk. Zaten bütün gün Hollanda'daki hizmet kalitesinin ne kadar düşük olduğunu konuştuktan sonra adamın çakmağı gıcık bir şekilde önümüzden alması bize battı ve "Ne diye hemen aldı ki önümüzden, ne uyuzlar, kullanıyorduk ne güzel cık cık cık" dedim, Derya da destek vererek konuşmayı sürdürdü. İşte tam o esnada barmen nereli olduğumuzu sordu ve Türkiye diyince Türkçe konuşmaya başlayıp adı olan Sertaç dövmesini gösterdi!
O an Derya'yla dumur bir şekilde herifin bizi ne kadar zamandır dinlediğini ve çakmak şikayetimizin ardından bizi bozmak için ne kadar güzel bir zamanlamayla müdahale ettiğini düşünüp diğer mekanlarda Türkçe konuşurken bile dikkat kısık sesle konuşmaya başladık.


Yarın Scheveningen'de kahvaltı faslının ardından Rotterdam'a geçerek Den Haag'ı bitirmiş olacağım.
Şimdi yatmadan önce denemem gereken bazı şeyler daha var...

2 Yorum :

Cum Kas 17, 09:01:00 AM

iyi eglenceler darısı basımıza :)

diyor Blogger aqua...  
Çar Kas 22, 10:28:00 PM

amin : )))

diyor Blogger Ozge...  

Yorum Gönder

<< Home